Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliğiyle Mücadele Anlaşması kapsamındaki taraflar konferansı COP31 Zirvesi’nin ev sahibi Türkiye, çevre alanında madencilik izinleri örneğinde tartışmalı uygulamalara imza atarken, 2017 yılından bugüne dünyamızı korumada en önemli projesini ise “sıfır atık” iddiasıyla yürütüyor.
Türkiye Cumhuriyeti adına AK Parti iktidarı, BM nezdindeki COP sürecinde de küresel çapta geri dönüştürülebilir ürünler üretilmesini destekleme ve özellikle plastik başta olmak üzere “sıfır atık” hedefiyle hareket edilmesi çağrısını ön planda tutuyor. Örneğin 20 Şubat’taki açıklamasında “Çevre projelerimizin çatısını ‘Sıfır Atık Anlayışı’ oluşturuyor” diyen Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, devamında “Bu hareket, bize şunu öğretiyor: Bir pet şişeyi geri dönüştürdüğümüzde, sadece bir atığı bertaraf etmiyoruz; aynı zamanda bir canlının hayatını, bir sahilin güzelliğini, bir çocuğun umudunu da kurtarıyoruz.
Bir ağacı kurtardığımızda, yalnızca bir fidan yeşertmiyoruz; daha önemlisi bir neslin nefesini de güvence altına alıyoruz” diye ekledi. Erdoğan, 7 Haziran’da “Sıfır Atık Zirvesi” etkinliğinde ise Sıfır Atık Hareketi kapsamında hayata geçirilen proje ve uygulamalarla ekonomimize tam 365 milyar lira katkı sağladık ve 90 milyon ton atığı geri dönüştürdük” açıklaması yaptı.
Cumhurbaşkanlığı’nın “First Lady” makamı açısından adeta “prestij projesi” olarak 2017’den bu yana yürüttüğü “Sıfır Atık Hareketi” adındaki kampanyası kapsamında 2023 yılında özel bir vakıf da kuruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, himayesinde israfı önleme ve ambalaj atıkları başta olmak üzere dönüştürülemeyen atık oluşumunu azaltmayı amaçlayan kampanyasında Sıfır Atık Vakfı’nın onursal başkanlığını üstlendi.
Son olarak 21 Eylül’de BM Zirvesi çerçevesinde sıfır atık kampanyası için küresel iş birliği çağrısını paylaşan Emine Erdoğan, “1950’lerden bu yana dünyada üretilen yaklaşık 9,2 milyar ton plastiğin 7 milyar tonunun atığa dönüşmüş olması bu anlayışın nasıl bir bedel ürettiğini açıkça ortaya koyuyor. Üstelik bu yük yeryüzüne adil biçimde dağılmıyor. Yüksek tüketim düzeylerinin ürettiği çevresel maliyetler çoğu zaman bu tüketimden en az pay alan toplumların, kırılgan coğrafyaların ve gelecek nesillerin omuzlarına bırakılıyor. Öyleyse, işe atıklarımızla birlikte alışkanlıklarımızdaki aşırılıkları azaltarak sistemlerle birlikte zihniyetimizi de değiştirerek başlamalıyız. Doğayla ilişkimizi yeniden ölçü ve adalet üzerine kurmalıyız. Sıfır Atık Hareketi tam da bu anlayıştan doğdu. Tüketimin ve israfın hayatın olağan bir parçası haline geldiği bir çağda bize sınırlarımızı ve sorumluluğumuzu hatırlatan ahlaki bir duruş olarak ortaya çıktı. Doğayı sınırsız bir kaynak deposu olarak görmekle bize emanet edilmiş bir varlık olarak görmek arasında temel bir zihniyet farkı vardır. Sıfır atık bu emanet bilincinin gündelik hayata tercüme edilmesidir” diye konuştu.
Türkiye’nin 2035 yılı için geri kazanım hedefi yüzde 60 olarak güncellendi
Stüdyo Recap, COP’a geri sayım sürecinde iklim projemiz çerçevesinde Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’la görüşme talebinde bulundu. Ancak Ağırbaş’ın yoğun programı gerekçesiyle görüşme talebimize olumlu yanıt alamamamıza rağmen Sıfır Atık Vakfı, Türkiye’deki kampanya kapsamındaki geri dönüşüm çalışmalarıyla ilgili istatistikleri bizimle paylaştı.
Vakfın ilettiği veriler itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın resmi tespitine göre; 2017–2025 döneminde toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık, lisanslı işletmelerde işlenerek ekonomiye kazandırıldı. Bu rakam Erdoğan’ın açıklamasıyla örtüşüyor. Bu atıklardan 36,1 milyon tonu kağıt-karton, 10,2 milyon tonu plastik, 3,5 milyon ton cam, 9,6 milyon ton metal, 30,6 milyon ton organik ve diğer geri dönüştürülebilir atık olarak sınıflandırıldı.
Belediyeler eliyle yürütülen geri dönüşüm çalışması dahil olmak üzere Sıfır Atık Hareketi başladığında 2017 yılında Türkiye genelinde yüzde 13 seviyesinde geri kazanım sağlandığı belirtilerek, 2025 yılı sonunda ise yüzde 37,5 seviyesinde geri kazanıma ulaşıldığı aktarıldı.
Türkiye’nin 2035 yılı geri kazanım hedefinin yüzde 60 olarak açıklanması ise, gelecek 10 yılda yüzde 22,5 oranında daha fazla atıklardan geri kazanım yapılması anlamına geliyor. Sıfır Atık Vakfı, 2070 yılı içinse hedefi yüzde 70 olarak ifade etti.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un ise Haziran ayındaki açıklamasında yüzde 80 olarak açıkladığı 2053 yılı hedefiyle kıyaslandığında geri kazanım konusunda hedef oranında azaltmayla güncelleme yapıldığı görüldü.
Turkey Recap yazarı Wouter Massink’in incelemesine göre ise; Dünya Bankası raporu itibariyle Türkiye’nin 2022’deki geri kazanım oranı yüzde 12’yken üç yıl sonunda 2025 yılında yüzde 37,5 oranını açıklaması tutarlı gözükmüyor.
Türkiye’nin kendi tüketimine bağlı olarak üretilen en az 3,3 milyon tonluk atık yanı sıra ilaveten yurt dışından plastik atık ithalatçısı olma durumu ise soru işareti yaratıyor. Massink’in paylaştığı tabloya göre; Türkiye’nin atık ithalatı yıllık 1,2 milyon tonu aşıyor. Oysa Türkiye’nin plastik atık işleme tesisleri kapasitesi ise 1,1 milyon ton olarak görünüyor.
Ayrıntılarını, Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği’nin desteğiyle hazırladığımız videomuzda izleyebileceğiniz üzere Stüdyo Recap olarak mikrofonu uzmanlara ve emekçilerin temsilcisine uzattığımızda Türkiye’nin atık ile ilgili tablosu realitede sıkıntılı.
“Türkiye’de sıfır atık söylemiyle sahadaki pratikler birbiriyle çok uyuşmuyor”
Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu ise, Avrupa’nın 2000’lerde terk ettiği atık depolama yöntemini uygulamaya devam ettiğini ve yüzde 80 oranında atığını depoladığını işaret ederek, Türkiye’nin halen atık yönetimi sistemini verimli şekilde hayata geçiremediğini anlattı.
Gündoğdu, “Ancak bu demek değil ki Avrupa’da atıklar çok doğru yönetilmeye başlandı. Öyle olmadı tabii ki. Çünkü Avrupa, bugün dünyada en fazla atık yakılan bölgelerden biri. Nasıl ki çöp depolama bir metan kaynağı ise atık yakma da çöp depolama gibi başka bir emisyon kaynağı yani karbondioksit kaynağı. Biz atıklarımızın yüzde 80’ini depoluyoruz. Nitekim Guardian Gazetesi’nde çıkan haberde de ortaya konuldu ki Türkiye’deki atık depolama sahaları ciddi bir metan emisyonu kaynağı. Metanda karbondioksite göre 82 kat daha fazla iklim krizi tetikleyicisi. Bunun alternatif olarak, yaygın olarak ortaya çıkan şey de yakma. Avrupa’da olduğu gibi dünyanın birçok bölgesinde Türkiye’de böyle bir eğilim olduğunu söylemek mümkün. Yakmanın kendisi de ciddi bir karbondioksit emisyonu kaynağı. Çünkü ortalama bir yakma tesisi kömürlü termik santralinden çok çok daha fazla karbondioksit salabiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’de sıfır atık söylemiyle sahadaki pratikler birbiriyle çok uyuşmuyor. Çünkü Türkiye biliyorsunuz Avrupa’nın ikinci büyük plastik üreticisi, sıfır atık bu kadar yüksek miktarda plastik üretimiyle birlikte yürüyebilir durum değil” diyen Gündoğdu, Türkiye’nin esasen ekonomisine ciddi bir katkı sağlanmamasına rağmen plastik ithalatına devam edildiği görüşünde. Gündoğdu, “Türkiye’nin yerli milli çöpünü işlemesi gerekiyor. Türkiye’nin bu işten kârlı çıktığını söylemek için biraz kör olmak gerekiyor. Çünkü bugün Türkiye’nin birçok bölgesinde bu tesislerin yandığını, çevresinde çok ciddi kirlilik yarattığını ve denetimlerin yetersiz kaldığını yani her gün denetim yapılsa bile bu denetimlerin bu kirliliği önleme kapasitesinin olmadığını biliyoruz. Sektör şeffaf değil. Denetim çünkü yasal olan tesislere yapılıyor. Onun dışındakiler ihbar ya da bir şekilde denk gelinirse tespit edilip kapatılıyor. Bizim Adana’da yaptığımız çalışmada bunun su kanallarındaki kirliliği 132 kata kadar artırdığını ortaya koyduk. Bunun yanında yine Akdeniz kıyılarında yaptığımız çalışmada arka plan kirliliğini inceledik. Hali hazırda var olan mikroplastik kirliliğinin neredeyse 60-70 katı daha fazla mikroplastik kirliliğine neden olduğunu ortaya koyduk. Bunu Sıfır Atık Vakfı da gördü” dedi.
Greenpeace Türkiye Sosyal ve Ekonomik Sistemler Kampanya Sorumlusu Berk Butan da, “Geçtiğimiz yıl sadece 2025 yılında Avrupa Birliği üye ülkelerinden 3 bin tonun üzerinde plastik atık geldiğini görüyoruz. Burada aslında temelde varsayım iddia şu, bu plastik atıklar geri dönüştürülmeye hazır bir biçimde Türkiye’ye geliyor ve aslında burada da sıkı bir denetim olduğu söyleniyor. Bu atıklar, endüstrinin, geri dönüşüm sektörünün ihtiyaç duyduğu ham madde olarak Türkiye’ye ithal ediliyor. Temelde anlatı bu şekilde kuruluyor. Burada da aslında bizim dönüp bakmamız gereken şey; Türkiye’de plastik atık yeterince yok. Biz bunu yurt dışından ithal ediyoruz. Ama aslında sayılar bize bunun aksini söylüyor. Çünkü Türkiye tahminlere göre yaklaşık yıllık 3 milyon tonun üzerinde bir plastik atık üretiyor” vurgusunda bulundu.
Depozito sistemi Türkiye’de yaygınlaşabilecek mi?
Ayrıca 1 Temmuz itibarıyla birkaç yıldır ertelenmesinin ardından Türkiye, tek kullanımlık içecek ambalajları için “Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA)” adıyla bir iade sistemini ülke genelinde şu anda en az 2000 civarında makine yerleştirerek hayata geçirdi.
Geri Dönüşüm İşçileri Sendikası Başkanı Ali Mendillioğlu ise, “Bizde ciddi tereddütler oluşturan noktalar var. Baştan söyleyeyim ki bizim işimizi hiç etkilemiyor çünkü pratikte bunun uygulanması çok mümkün değil. Şimdi plastiğin kilosu şu anda 27-28 lira bandında. Ambalaj atıkları için depozito uygulamasında şişe başına 1 lira ödeme yaptıklarını söylüyorlar. Diğer taraftan ödeme noktalarına da 50 kuruş para veriyorlar. Yani 1 şişe 1,5 liraya geldiğini söylüyorlar. 1 kilo da yaklaşık 60-70 şişe vardır ki öyle bakarsanız piyasada değeri 28 lira olan plastiğin değerini 100 liranın üstüne fırlatmış durumdalar. Teoride böyle gözüküyor. Eğer bu yaygınlaşırsa, depozito uygulaması yaygınlaşırsa ki bence yaygınlaşmayacak” şeklinde sisteme ilişkin soruları gündeme getirdi.
“28 lira değeri olan şeyi nasıl 100 liraya fırlatabilirsiniz?” diyen Mendillioğlu, tüketiciler açısından ise “Birçok ürüne bu depozito maliyetleri abartılı bir şekilde yansıtıldı ve Türkiye’de her bir yurttaş ortalama olarak yıllık 600 dolar civarında bir parayı ambalaja ödüyor. Ve bu uygulamayla birlikte bu ambalaj maliyetleri katlanarak artacak gibi gözüküyor ve depozito aslında üretici firma için bir cezalandırma uygulaması olması gerekirken yine tüketici için bir cezalandırma uygulaması oldu. Biz zannediyoruz ki evlerde atık biriktirerek 50 lira para kazanacağız. O 50 lira bize maliyet olarak, yani üretici firmanın yansıttığı maliyet olarak 3-4 katı tekrar yansıttı” şeklinde tespitini paylaştı.
Ayrıntılar, Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği’nin desteğiyle hazırladığımız videomuzda.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
Instagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu video, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı video serisinin bir parçası olup hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.











