Sağlıklı kent kavramı sadece bir kentteki hastane sayısı ya da sağlık sistemine erişim sıkıntısı olmaması anlamına gelmiyor. Temiz suya, temiz havaya, güvenli gıdaya, yeşil alana erişmek, afetlere karşı korunabilmek de sağlıklı kent kavramı içerisinde değerlendiriliyor.
İklim değişikliği ise kentlerin sağlıklı olmasını da olumsuz yönde etkiliyor. Orman yangınları, afetler, aşırı iklim olayları ve aynı zamanda su kaynaklarının tükenmesi gibi pek çok başlık kent sağlığını tehdit ediyor.
Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleşecek olan COP31 toplantısında da “sağlıklı kentler” bir gündem başlığı olacak. Türkiye’de yerel yönetimlerin finansmanı ve yerel yönetimlerin sağlıklı kent kavramına yaklaşımı ise oldukça önemli. Peki, sağlıklı kent mümkün mü?
Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Hülya Hazar, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) çatısı altındaki Sağlıklı Şehirler Ağı üyesi olarak 2005 yılında Bursa’da oluşturulan birlik yapılanması kapsamında 150’nin üzerinde belediye ile çalıştıklarını aktardı.
Hazar, “Sağlıklı kent aslında insan perspektifinden baktığımızda iyi olma halini tesis edebileceğimiz ki bu sadece insanın kendi biyolojik fiziksel sağlığı olduğu kadar hava kalitesi, iklimlendirme, çevresel kalite, estetik, gıda güvenliği, su kalitesi, suya erişim, sağlıklı gıdaya erişilebilirlik, farklı sosyal kesimler tarafından en temel haklara mesela barınma gibi haklara erişebildiği ya da istihdam koşullarında insanca yaşama hakkına erişebildiği bir kent ortamını tarif ediyor” diye aktardı. Hazar, “Son yıllarda dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de odaklandığımız konu “tek sağlık” yaklaşımı oldu. Bu “One Health” yaklaşımı hem insan sağlığın hem çevre sağlığın hem de hayvan sağlığının, hayvan refahının bütünsel olarak ele alınmasıyla ilgileniyor. İklim değişikliği de yine çevre sağlığı, insan sağlığı ve hayvan sağlığı hepsini kesiştiren bir nokta” diye ekledi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ise, İzmir örneğindeki sağlıklı kentler çalışmasını anlatarak, kentteki yeşil alan planlamasında bir İzmirli evinden üç ağaç görebilmeli görüşüyle yola çıkıldığını belirterek, her mahalle için en az yüzde 30 yeşil alan öngörüldüğünü ve Kültür Park’ın da karbon emisyonuyla mücadele ekseninde yeniden planlandığını aktardı. İzmir’de yağmur suyu depolaması yapılmasına ve güneş enerjisi yatırımlarına odaklanıldığını anlatan Okyay, esasen en önemli başlığın “halkın bilgilendirilmesi” olduğunu söyleyerek, vatandaşlarca sağlıklı kentin talep edilmesi gerektiğini ifade etti.
Antalya’daki COP31 Zirvesi’ne; İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak ilk yerel bileşenler toplantısında ve ilk gençler toplantısında elde ettikleri deneyimleri aktaracaklarını kaydeden Okyay, COP31 kapsamında uluslararası maddi kaynaklar sağlanmasında ise sorunlar olduğunu ve yerel yönetimlere mutlaka kaynak sağlanması gerektiğine işaret etti.
Detaylar Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırladığımız videomuzda.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu video, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı video serisinin bir parçası olup hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.





