“Ayağıma kelepçe takabilirsiniz. Sokağa çıkmamı engelleyebilirsiniz. Cezaevine de atabilirsiniz. Ama bu soruları ortadan kaldıramazsınız. Çünkü mesele benim ayağımdaki kelepçe değil. Mesele, halkın gerçeği öğrenme hakkı.”
Cuma günü karakolda imza ve yurtdışına çıkış yasağı içeren adli kontrol kararıyla sulh ceza hakimliği tarafından serbest bırakılan, ertesi gün savcılığın itirazı ile adli kontrol kararı ev hapsine çevrilen gazeteci Murat Ağırel, bugün (12 Ekim 2026) Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısında gazeteciliğin temelini hatırlıyordu; “Gazeteci halka ve gerçeğe karşı sorumludur.”
Ağırel, tam da bu sorumlulukla 7 Ekim’de Sözcü TV’de yayınlanan Gazeteci Masası programında fon soruşturmasında adı geçen siyasetçilerden birinin Ticaret Bakanı Ömer Bolat olduğu iddialarını dile getirdi. Programdaki gazetecilerden biri de İsmail Saymaz’dı.
Saymaz ise, aynı gün AK Partili iki bakan hakkında iddialar ortaya koyan YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale’ye atıfta bulunarak “400 koyup 800 alan bakan Ömer Bolat mı?” diye sordu.
Ömer Bolat olmadığı; programdaki soruyla, diyalogla anlaşıldı
Devamını Saymaz’ın 11 Ekim’de Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan yazısından okuyalım:
“Ağırel, ‘Bilmiyorum’ diye karşılık verdi. Esasen, Bolat’ın lehine sayılacak bir soruydu benimki. ‘400 koyup 800 alan bakan’ ile kastedilen kişinin Bolat olmadığı benim sorumla kesinlik kazandı. ‘Acaba babası fona para yatıran kim?’ diye sordum. ‘Biliyorum da doğrulatamadım onu’ dedi. ‘Bolat hakkındaki iddiayı doğrulattın’ dedim. Bu bir soru cümlesiydi. Ağırel, konuşurken işitmediği için sorumu yanıtsız bıraktı”.
Türkiye, o programa kadar tasfiyeye alınmış 7 portföy yönetim şirketi ve 131 fonla ilgisi kurulan az sayıda siyasetçi ya da siyasi bağı olan isim biliyordu. Eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya, eski bakan Nihat Zeybekçi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın özel kalemi Fatih Kılınç, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Adil Varlık Yönetim Şirketi Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Yazıcı.
Bu isimlere bir ilave Murat Ağırel’den geldi. Türkiye, o fonlardan birinde Bolat’ın yatırımı olduğunu öğrendi. Bakan da zaten akabinde yaptığı açıklamayla bunu teyit etti. “400 koyup 800 alan” kişinin kendisi olmadığını açıklayan Bolat, bunun “iftira” olduğunu söyledi ama ne Saymaz ne de Ağırel böyle bir şey iddia etmişti.
Gazetecilerin özgürlüğünün kısıtlanması bir telefona sıkıştırılabilir mi?
Ekonomideki fon krizindeki siyaset ilişkisiyle ilgili tartışmada, Ömer Bolat meselesindeki bir eksiklik bakana ya da bakan danışmanına bu iddianın sorulması olarak yorumlanabilir. Ama bu zaten gazetecilik çerçevesi içinde bir tartışma. Kaldı ki Ağırel yazısında buna da değiniyor:
“Basın müşavirinin numarası bende olmadığı için yayın öncesinde doğrudan aramadım. İki bakanlık yetkilisiyle görüştüm; yayın sonrasında Ticaret Bakanlığı danışmanı ile de konuştum. Kendisine yayın bitimine yakın yazdım ancak sanırım kullandığı aktif telefonu değilmiş, beni aradığında mesajları gördüğünü söyledi. İsmail Saymaz’a ulaşmış ancak İsmail Saymaz danışmana ‘Haberi ben yapmadım’ demiş. Doğru söylemiş. Çünkü haberi ben yaptım. Muhatabın görüşünü almak önemlidir. Ama gazetecinin tek bilgi kaynağı bir bakanın basın müşavirliği değildir. Resmi kayıtlar, adli kaynaklar, siyasi aktörler de araştırmanın parçasıdır.”
Sonuçta iki gazeteci, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesinde tanımlanan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla ev hapsinde. Söz konusu madde şöyle; “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
Fon skandalı ile ilgili bir haberin nasıl bir panik ya da korku yaratacağı belirsiz olsa da İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’in özgürlükleri kısıtlandı. Her ikisi de yazılarında ayak bileklerine bağlı olan elektronik kelepçeyi gösteren fotoğraflarını yayınladılar:
Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç tutuklandı: Yine Dezenformasyon Yasası
Ayaklarında elektronik kelepçe var ama evlerindeler. Onlar kadar şanslı (!) olamayan Sözcü internet sitesi editörü Mustafa Balcı ve Bizim TV Genel Yayın Yönetmeni Şaban Sevinç ise hapiste.
Balcı ve Sevinç tutuklanmalarına konu olan bir fotoğraf. YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre fon soruşturmasında adı geçtiği halde yurtdışına kaçtığı iddia edilen eski bürokrat Osman Arıkan Nacar ile AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in birlikte Bodrum’a gidip gitmediğini sormuştu. Gazeteci Balcı ise, ikiliyi Bodrum’da bir etkinlikte arka arkaya gösteren bir fotoğraf yayınladı, Şaban Sevinç de bu paylaşım hakkında “Çok önemli bir fotoğraf” yorumunda bulundu, ikisi hakkında hızla gözaltı kararı verildi ve yine TCK 217/A kapsamında tutuklandılar.
Mustafa Balcı ifadesinde paylaştığı fotoğrafı çeşitli kaynaklardan doğrulattığını, fotoğraftaki kişinin Osman Arıkan Nacar olduğunu teyit ettirdiğini söyledikten sonra AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’i üç gün boyunca birçok kez aradığını ancak yanıt alamadığını dile getirdi. Bu da aslında gazetecilerin siyasetçilere erişmekte ne denli zorluklar çektiğinin bir işareti.
TCK 217/A çıkarken “basını yok etme yasası” denmişti
AK Parti ve MHP’nin “Dezenformasyonla Mücadele Yasası” hayata geçirdiği TCK 217 kapsamında, son bir haftada başlatılan soruşturmalar aklıma bu yasanın yürürlüğe girdiği Ekim 2022’de yapmış olduğum bir röportajı getirdi. O dönem VOA Türkçe için konuştuğum DİSK Basın İş Başkanı Turgut Dedeoğlu, düzenlemenin aslında “basını yok etme yasası” olduğunu söylemişti.
Dedeoğlu, “Sansür yasasının ötesinde bir şey bu. Sansür nedir? Olan bir şeye karşı uygulanan birtakım politikalardır. Olan bir şey olmayacak burada artık. Basın özgürlüğü dediğimiz mevhum tümüyle ortadan kalkacak. Bir gazeteci yapmış olduğu haberden ötürü yargılanırsa bir başka gün otosansür yapacak. Bu yasa otosansürü getirdiği için bize göre tümüyle basını yok etme yasasıdır bu” değerlendirmesini yapmıştı.
Eylül ayından beri tutuklanan ve ev hapsi cezası uygulanan gazetecilerin hemen hepsinin TCK 217/A kapsamında işlem görmesi Dedeoğlu’nun sözleri üzerine bugün bir daha düşünmeyi gerekli kılıyor.
Oysa o dönem yasada ısrarcı olan MHP ile AK Parti yönetimi ise, “hatalı bilgiyi alenen yayma suçu” yasalaşırken “gazetecilik hedef alınmayacak” iddiasındaydı. Bunun detayları Stüdyo recap Odak’ta daha önce irdelemiştik.
Son süreçte sekiz 8 gazeteci cezaevine gönderildi: İşaret fişeği Lale Özan Arslan tutuklanması oldu
Bugünse Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı Maltepe Cezaevi’ndeler. Türkiye’deki tutuklu gazeteci sayısı 17 oldu.
Eylül ayının başından itibaren gazetecilere dönük soruşturma, gözaltı, sosyal medya hesaplarının karartılması gibi işlemlerin arttığı görülüyor. Öyle ki son 40 günde 6 gazeteci tutuklandı.
Oya Lale Özan Arslan, kendi Youtube kanalında Almanya’da yaşayan gazeteci Erk Acarer’i konuk ettiği program hakkında başlatılan soruşturma kapsamında “yanıltıcı bilgiyi yayma” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.
Tam bir hafta sonra 11 Eylül’de bu kez Bolu Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykan “özel hayatın gizliliğini ihlal” ettiği gerekçesiyle tutuklandı ancak 7 Ekim’de itiraz incelemesinde tahliye edildi.
Kozinoğlu’nun ölümünü şüpheli bulan röportaja imza atmıştı
Hüseyin Aykan’dan bir gün sonra 13 Eylül’de gazeteci Selahattin Günday, Odatv soruşturması kapsamında tutuklu iken cezaevinde ölen MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun Beşiktaş’taki DGM’ye 2011 yılındaki girişini görüntülediği iddiasıyla tutuklandı.
Günday’ın, Kozinoğlu’nun ölümünün şüpheli olduğu iddiasını dile getiren avukat Hüseyin Yarsuvat’la, Odatv davasının ilk duruşma gününde röportaj yapmış olması da dikkate alınmadı.
Avukatı Hüseyin Ersöz’ün Günday’ın tutukluluğuna dair itirazı, 9 Ekim’de bir kez daha Silivri Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi.
Tuğba Tekerek ve Ali Tarakçı da tutuklandı
Bağımsız gazeteci Tuğba Tekerek ise, “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra 15 Eylül’de tutuklandı. KaosGL’de yayınlanan bir haberi ile ilgili gözaltına alınan Tekerek, Kaos GL’nin instagram sorumlusu olmak suçlamasıyla tutuklandı. Ankara Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tekerek, cezaevinden gönderdiği mesajda, “KaosGL derneğinin üyesi değilim, hiçbir şekilde herhangi bir görevim olmadı. Akıl almaz bir şekilde ‘KaosGL instagram yetkilisi’ olmakla suçlanıyorum. Hiçbir delili olmayan abesle iştigal bir suçlama” dedi.
Gazeteci Ali Tarakçı, 23 Eylül’de X hesabından yaptığı paylaşımda, “Çok önemli bir bakan Cuma günü tutuklanacak” yazdıktan üç gün sonra “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 9 Ekim’de yayınlanan iddianamede Tarakçı hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası talep ederken paylaşım sonrası bir gün içinde piyasalardan 6,2 milyar dolar çıkış olduğu iddia edildi.
Ancak aynı gün Adalar Belediyesi’nin AK Parti’ye geçmesi ve fon soruşturmasında Tera Şirketi’nin iki yöneticisinin gözaltına alınmasıyla piyasalardaki hareketlilik arasındaki olası ilişki dikkate alınmadı.
Doktor yerine adli tıpçı yazdığı için tutuklandı
İki gün sonra ise Nefes Gazetesi İnternet Haber Müdürü Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu soruşturması ile ilgili yaptığı bir paylaşım nedeniyle “halkı yanıltıcıyı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı.
Cezaevinden Cumhuriyet Gazetesi’nden Çağdaş Bayraktar’a konuşan Ergin, “Aynı haberi aynı bilgilerle pek çok medya organının yayınlamasına karşın yalnızca ben tutuklandım. Üstelik haberimin çıkış kaynağını kanıtladığım halde” dedi. Gerçekten de hala birçok sitenin sosyal medya hesaplarında ilgili paylaşım yer alıyor.

TGC Genel Sekreteri: “Gazetecilere dönük kararlar toplumdaki adalet duygusunu zedeliyor”
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, gazetecilerin gerçeğe karşı sorumlu olduklarını ancak yapılan bu uygulamaların demokratik devlet ilkesine aykırılık içerdiğini savundu.
Stüdyo recap’in sorularını yanıtlayan Sibel Güneş, “Sokaktaki her yurttaşı olumsuz etkileyen siyasi ve ekonomik gelişmelerinin haberleştirilmemesi için gazeteciliği kuşatmaya dönük bir baskı ortamı yaratılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü, 28. maddesi ise basının özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Gazetecilere yönelik haksız, soruşturma, gözaltı ve tutuklama kararları, yalnızca basın özgürlüğünü değil, toplumdaki adalet duygusunu da zedelemektedir” dedi ve ilave etti, “Gazetecilere yönelik haksız gözaltı uygulamalarından vazgeçilmeli, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını zedeleyen tüm uygulamalara son verilmelidir. Gazetecilik suç değildir.”
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Stüdyo recap’in kadrosu; parlamento muhabiri Yıldız Yazıcıoğlu, politika muhabiri Hilmi Hacaloğlu, editör Gözde Ocak ve dijital iletişim uzmanı Demet Şöhret’in bir araya geldiği 4 kişilik bir ekip.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@turkeyrecap.com
Sosyal medya hesaplarımız:
Youtube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap







Hilmi Hacaloğlu'na ve Stüdyo Recap ekibine çok teşekkürler. Ne oldugu ve neler olabileceği üzerine net bir tablo çizilmiş. Maalesef bu yasa, daha da sertleşerek, uygulanmaya devam edecek gibi görünüyor. Fikrinize, kaleminize sağlık.