
İSTANBUL — İstanbul’da kavurucu bir Ağustos akşamı. Şehrin Anadolu yakasındaki geniş, klimalı bir süpermarketin en arka tarafında bir kadın elinde plastik şişelerle dolu bir poşetle depozito iade makinesinin önünde duruyor. Makineyi çalıştırmak için QR kodunu okutmaya çalışırken gözlerini kısarak telefonuna bakıyor. Ardından makinenin ekranında parlayan bir mesaj görüyor: “Makine geçici olarak kullanım dışıdır.” Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde oradan uzaklaşıyor. Makinenin yanında terk edilmiş, boş şişelerle dolu bir alışveriş arabası duruyor.
Türkiye, 1 Temmuz tarihi itibariyle tek kullanımlık içecek ambalajları için uzun zamandır beklenen ve “Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA)” olarak bilinen bir depozito iade sistemini tüm ülke çapında hayata geçirdi. Tüketiciler artık plastik şişe, cam şişe veya alüminyum kutuda gelen ürünleri satın alırken 1 TL depozito ücreti ödüyor ve bu ambalajları belirli toplama noktalarına iade ederek bu ücreti geri alabiliyorlar.
Sonraki aşamada, iade edilen ambalajlar belirlenmiş geri dönüşüm tesislerine gönderiliyor; burada ayrıştırılıyor, preslenip balya haline getiriliyor ve işlenmek üzere yeniden satılıyor. Ülkede yılda yaklaşık 25 milyar adet tek kullanımlık içecek ambalajı tüketildiği tahmin ediliyor.
Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum uygulamaya başlanmadan bir ay önce, “’Al, kullan, at’ devri bitti. ‘Al, kullan, dönüştür’ başladı” demişti.
Depozito sistemi, atık oluşumunu radikal bir şekilde azaltarak ve geri dönüşüm kapasitelerini artırarak ülkeyi döngüsel bir ekonomiye geçirmeyi amaçlayan Türkiye’nin Sıfır Atık programının bir parçası. Girişimin 2017 yılında Emine Erdoğan tarafından tanıtılmasından bu yana ülke, atık geri kazanımında ve iyileştirilmiş atık yönetiminden sağlanan ekonomik kazanımlarda büyük artışlar bildirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 7 Haziran’da Sıfır Atık Zirvesi Gala Yemeği’nde yaptığı konuşmada, “Sıfır Atık Hareketi kapsamında hayata geçirilen proje ve uygulamalarla ekonomimize tam 365 milyar lira katkı sağladık ve 90 milyon ton atığı geri dönüştürdük” dedi.
Ancak uzmanlar, aktivistler ve sendika üyeleri Turkey recap’e farklı bir hikaye anlatıyor. Ülkenin sıfır atık öncüsü olma hedefini takdir etseler de, ilerlemenin büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığını söylüyorlar. İddia edilen ilerlemelerin şeffaflıktan ve destekleyici kanıtlardan yoksun olması, geri dönüşüm savunucularının hükümetin resmi atık verilerinin geçerliliğini sorgulamasına yol açıyor.

Tartışmalı rakamlar
Sıfır Atık kapsamında Türkiye, katı atıklarla kaynağında mücadele etmek için yeni geri dönüşüm altyapısına yatırım yaptı; halkı bilinçlendirme kampanyaları, topluluk bazlı toplama girişimleri ve mevzuat değişikliklerini hayata geçirdi.
Türk yetkililer, bu çabaların ülkenin belediye atık geri kazanım oranında (yani geri dönüşüm veya yeniden kullanım için çöp sahalarına gitmekten kurtarılan evsel atık miktarında) dikkate değer bir artışa yardımcı olduğunu söylüyor.
Birkaç yıl içinde Türkiye, OECD’nin atık yönetimi sıralamasında en alt sıralardan yükseldi. Bakanlık açıklamalarına göre, ülke şu anda yıllık 32 milyon tonluk evsel atığının yaklaşık yüzde 37’sini geri kazanıyor (bu oran daha önce sadece yüzde 13’tü) ve bu da onu yaklaşık yüzde 48 olan Avrupa Birliği ortalamasına yaklaştırıyor.
Daha fazla ilerleme için çabalayan Çevre Bakanı Kurum, kısa süre önce Türkiye’nin 2053 yılına kadar genel atık üretimini yüzde 50 oranında azaltırken geri dönüşüm oranını yüzde 80’e çıkaracağı taahhüdünde bulundu ancak bazı sektör uzmanları bu rakamların büyük ölçüde çarpıtıldığına inanıyor.
Greenpeace Türkiye sosyal ve ekonomik sistemler kampanya sorumlusu Berk Butan’a göre, ülkenin mevcut geri dönüşüm tesisleri bu kadar büyük hacimlerle aniden başa çıkabilecek kapasitede değil. Dahası, Butan, sıklıkla atıfta bulunulan rakamların geri dönüşümden çok daha geniş bir kategori olan “geri kazanımı” ifade ettiğini ekledi.
Butan, Turkey recap’e yaptığı açıklamada, “Resmi ‘geri kazanım’ oranları yapay olarak şişirilmiş durumda, çünkü hükümet zehirli atıktan enerji üreten yakma işlemlerini de geri kazanım tanımına dahil ediyor” dedi.
Türkiye’deki bazı yakma tesislerinin on binlerce ton plastiği yakarak sera gazı ve tehlikeli kül açığa çıkardığını, ancak bunun geri dönüşüm olarak sayıldığını söyledi.
Buna ek olarak, Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) 2025 tarihli bir raporu, Türkiye’nin atık geri kazanım ve geri dönüşüm oranlarındaki görünür artışın, geri dönüşüm uygulamalarındaki bir iyileşmeden ziyade, verileri hesaplamanın ve izlemenin yeni yollarından kaynaklandığını belirtti.
Butan, devletin yüzde 37’lik bir geri kazanım oranını “gururla” bildirmesine rağmen, Dünya Bankası’nın bağımsız değerlendirmelerinin Türkiye’nin 2022’deki gerçek geri kazanım oranının yüzde 12 olduğunu tahmin ettiğine dikkat çekti.

Atık bilinci
Yine de, Türkiye’nin son dönemdeki sıfır atık çabaları, prestijli uluslararası ödüller toplayarak ve BM’nin küresel sürdürülebilir kalkınma gündeminin bir parçası haline gelerek küresel çapta beğeni topladı. Atık yönetiminin bu yıl Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek olan COP31 İklim Zirvesi’nde de merkezde yer alması bekleniyor.
First Lady Erdoğan İstanbul’daki Sıfır Atık Zirvesi 2026’nın açılış konuşmasında, “İklim değişikliğiyle mücadele etmenin pek çok yolu var ancak Sıfır Atık tüm bu yolları birbirine bağlayan köprüdür” ifadelerini kullandı.
Çöpüne Sahip Çık Vakfı Genel Müdürü Emrah Bilge’ye göre, Sıfır Atık gibi programlar son dönemde kamuoyu farkındalığını başarıyla artırdı ve daha fazla insan kendi ürettikleri atık miktarı konusunda bilinçlendi. Ancak Bilge, bu farkındalığın günlük davranışlarda her zaman yeterli bir değişime dönüşmediğine dikkat çekti.
“Bu, sigara içmenin zararlı olduğunu bilip içmeye devam etmek gibi bir şey,” diyen Bilge, Turkey recap’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin genel atık üretiminin büyük ölçüde ülkenin ekonomik büyümesine paralel olarak yıllar içinde arttığını sözlerine ekledi.
Sektör lobicileri Türkiye’nin yeni depozito sisteminin yaygınlaşmasını yıllarca geciktirmiş olsa da, Bilge sistemin nihayet başlatılmış olmasından memnuniyet duyduğunu belirtti. Sistemin tam olarak uygulanmasının, insanları çöplerini iade etmeleri için finansal olarak teşvik ederek geri dönüşümü hızlandırmaya yardımcı olacağına inanıyor.
Bilge, Turkey recap’e, “Bana sorarsanız, depozito sistemi aslında doğru atık yönetimi için en etkili araçtır” dedi. “Çevre duyarlılığı olmayan biri bile sadece maddi kazancı için ya da para alabilmek için bu sistemin içine giriyor.”
Aynı zamanda Bilge, geri dönüşümün çoğu zaman yansıtıldığı gibi her şeyi çözen çevresel bir sihirli değnek olmadığı konusunda uyardı. “Bir geri dönüşüm tesisi de herhangi bir fabrika gibi enerji tüketir, su kullanır ve karbon salınımı yapar,” diyen Bilge sözlerini şöyle sürdürdü: “Böyle her şeyin tozpembe olduğu, hiçbir kirlilik yaratmayan bir tesisten bahsetmiyoruz.”
Geri Dönüşüm Tesisleri
Geri Dönüşüm İşçileri Sendikası Başkanı Ali Mendillioğlu’nun anlattığına göre, çevresel maliyetlerinin yanı sıra Türkiye’nin geri dönüşüm ve atık toplama sektörü, Sıfır Atık programı kapsamındaki son resmileştirme çabalarına rağmen büyük ölçüde kayıt dışı emeğe bağımlı olmaya devam ediyor.
Büyük el arabalarını sokaklarda iten ve plastik ile kağıt bulmak için çöp kutularını karıştıran atık toplayıcıları, ülkenin büyük bölümünde yaygın bir manzaradır. Onların topladığı malzemeler eninde sonunda Türkiye’nin sayıları giderek artan geri dönüşüm tesislerinden birine ulaşıyor.
Mendillioğlu, bu tesislerin son zamanlarda daha kârlı olan yığınla yabancı çöpü almaları ve kâr elde etmek için toplumun en savunmasız ve dışlanmış kesimlerine bel bağlamalarıyla kötü bir şöhrete kavuştuğunu söyledi. Bu kişilerin çoğu, çok az bir ücret karşılığında ağır ve tehlikeli işleri yapmak üzere “kullan at” işgücü muamelesi gören genç erkeklerden oluşuyor.
Mendillioğlu, Turkey recap’e “Bu işten para kazanmanın tek yolu kira ödememektir” dedi. Kazançlarından tasarruf edebilmek için geri dönüşüm işçilerinin genellikle ailelerini geride bırakarak geri dönüşüm tesislerinde toplu halde yaşadıklarını sözlerine ekledi.
İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yok denecek kadar az olduğu bu tesislerde çalışan işçiler, uçucu bileşiklere ve zehirli kimyasallara sürekli maruz kalarak çeşitli solunum yolu hastalıklarına açık hale geliyor. Türkiye İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) tarafından derlenen veriler, geri dönüşüm sektöründe her ay ortalama iki kişinin ezilerek, kesilerek veya yanarak can verdiğini gösteriyor.
Mendillioğlu, “Sokakta toplama noktasında çok ağır bir beden iş gücü gerektiriyor, ki hakeza tesislerde de öyle.” dedi.
Diğerleri gibi o da yeni depozito sisteminden etkilenmiş değil. Şu an kurulu olan yaklaşık 2.500 depozito iade makinesinin çok yetersiz olduğunu savunuyor. Ayrıca, bu makinelerin çoğunun, birkaç lira geri almak için şişe biriktirmeye pek ilgi göstermeyeceğine inandığı orta ve üst sınıf bölgelere yerleştirildiğini söyledi.
Mendillioğlu Turkey recap’e, “20-30 lira için evinde bir hafta 10 gün [şişe/kutu] biriktirip kimse o makinelere gitmiyor.” dedi. Sonuç olarak, depozito ücretinin aslında pratikte ek bir tüketici vergisi olduğunu ileri sürdü.
Çevre Bakanı 13 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, uygulamanın başlamasından yaklaşık altı hafta sonra 100 milyondan fazla şişenin iade edildiğini söyledi. Bu miktar, Türkiye’nin ortalama içecek ambalajı tüketiminin iki günlük değerinden bile daha aza denk geliyor.
Çöp sahalarına gömülenler
Bu makinelerle buluşamayan şişeler, ülkenin yaklaşık 100 çöp sahasından (çöplerin sıkıştırıldığı, gömüldüğü ve çoğu zaman çevredeki ekosistem üzerinde zararlı etkilere yol açacak şekilde çürümeye bırakıldığı devasa çukurlar) birine gidebiliyor.
Bu, Dursun Ali Kazar’ın çok iyi bildiği bir bedel. Eski muhtar, İzmir yakınlarında bulunan evinin yukarısındaki tepelere on yıllar boyunca her gün kamyonlarla atık taşınmasını ve dökülmesini izledi.
Harmandalı’daki kontrollü çöp depolama alanı, 1992 yılında kurulduğunda İzmir Belediyesi’nin ilk ve ana bertaraf alanıydı. Türkiye ekonomisi büyüdükçe şehirler genişledi ve tüketim arttı; bu da ülkenin tehlikeli derme çatma çöplük sorununa çözüm bulmak için yeni arayışları gerektirdi. Harmandalı tesisi, koku ve patlamaları önlemeye yönelik gaz toplama ve yakma sistemleriyle o dönemde büyük bir ilerleme olarak kabul ediliyordu.
Ancak İzmir’deki haneler daha fazla çöp üretmeye devam ettikçe Harmandalı’nın çöp yığını planlanan sınırlarının çok ötesine geçti ve Kazar’ın açıkladığına göre, bu durum aşağı kesimlerde yıkıcı sonuçlar doğurdu.
Köyü pis bir koku sarmaya ve zehirli sızıntı suları sokaklara ve su yollarına karışmaya başladı. Çöplükten kaynaklanan kirlilik yerel zeytinlikleri yok etti ve yamaçlarda bir zamanlar bol olan sığır sürüleri ortadan kayboldu. Sonunda köylüler hastalanmaya başladı.
Yıllardır Harmandalı’na atık dökülmesini durdurmak için mücadele eden Kazar, “İnsanlar nefes alamıyor, camlarını bile açamıyorlar. Çocuklar sağlıklı bir şekilde okula gidemiyor.” dedi.
2020 yılında felaket baş gösterdi. Güçlü bir depremin ardından, 13 yıl önce kapatılması planlanan çöp sahasının yakınlarında şiddetli toprak kaymaları arttı. Depolanan çöplerin devasa ağırlığı toprağın çökmesine, yolların parçalanmasına ve evleri yıkılan birçok ailenin bölgeyi terk etmek zorunda kalmasına neden oldu. Kazar, çöplük alanı nedeniyle 14 evin yıkıldığını ifade etti.
Sıfır Atık’ın hayata geçirilmesinden yaklaşık on yıl sonra, tahminlere göre toplam 25 milyon ton atık barındıran tesis 2026’nın başlarında nihayet kapatıldı. Greenpeace’ten Butan için ise, hala doğrudan çöp sahalarına gönderilen muazzam atık miktarı, Türkiye’nin Sıfır Atık vizyonunun gerçekleşmekten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı rapor serisinin bir parçası olup, hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.




