DİYARBAKIR — Yaklaşık bir yıl önce bir sonbahar günü, Barış Ölmez’e köylülerden bir telefon geldi. Devlet kuruluşu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) ait dev araçlar buğday tarlasına girmişti. Hatta çok geçmeden arazinin artık kendisine ait olmadığını fark etti: Toprakları petrol arama gerekçesiyle “acele kamulaştırılmış” ve biçilen bedel de çoktan banka hesabına geçmişti bile.
Ölmez, Turkey recap’e yaptığı açıklamada, “Tarlamın ortasında bir petrol kuyusu istemiyordum.” dedi. “Bu toprak bana dedemden kaldı, ona da babasından kalmıştı. Ben de dava açtım. Mahkemeye verdim ama yine de durmadılar. O tarlada su kuyularım var. Sondaj yüzünden su kirlendi; test bile yaptırdık! Havada bile petrol kokusu var.”
Ölmez nihayetinde davayı kazandı ve mahkeme TPAO’nun tarım arazisindeki faaliyetlerini durdurmasına hükmetti. Ancak neredeyse hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kararı fiilen hükümsüz kılan ve TPAO’nun sondaja devam etmesine izin veren bir kararname yayımladı.
Ölmez, “Hukuk mücadelesi verdik, kazandık; ardından böyle bir kararname çıkıyor. Anlaşılan Türkiye’de mülkiyet hakkı diye bir şey kalmamış.” ifadelerini kullandı.
Ölmez’in tarlası, bölgeyi saran petrol furyasına yenik düşen 350 bin dekarlık tarım arazisinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Mayıs 2025’te ABD’li enerji şirketi Continental Resources, Diyarbakır Havzası’nda 6 milyar varili aşkın kaya petrolü bulunabileceğini öngördü. O günden bu yana, Dicle Nehri’nin doğusundaki platoda yeni kurulan sondaj kuleleri ve durmaksızın inip kalkan atbaşı pompalar hızla çoğaldı.
Bölge henüz Teksas benzeri bir petrol havzasına dönüşmüş değil; ancak Kürt militanlarla yürütülen barış sürecinin gölgesinde Türk hükümeti, ülkenin dışa bağımlı ham petrol ihtiyacını sonlandırabilecek yeni bir enerji üssü hayal ediyor. Sahada ise yöre halkı, karşılığını verip vermeyeceği belirsiz bir petrol patlaması uğruna verimli topraklarını, temiz sularını ve sağlıklarını feda etmek zorunda bırakılmaktan endişe duyuyor.
Diyarbakır’ın petrol potansiyeli
Saha araştırmalarının sonuçları doğruysa, Diyarbakır’ın rezervleri Türkiye ekonomisi için tarihi bir dönüm noktası olabilir. Petrol zengini güney komşularının aksine enerji kaynakları oldukça sınırlı olan Türkiye, hidrokarbonda neredeyse tamamen dışa bağımlı durumda. Diyarbakır geneline yayıldığı tahmin edilen rezervler tek başına, Türkiye’nin yıllık petrol ithalatının yaklaşık 16,5 katına denk geliyor.
Ancak bu hidrokarbonları gün yüzüne çıkarmak hiç de kolay değil. Diyarbakır’daki rezervlerin neredeyse tamamı, çıkarılması son derece güç olan kaya petrolünden oluşuyor. Yeraltındaki kayaların gözeneklerine hapsolmuş durumdaki bu petrolün çıkarılması, hidrolik çatlatma (fracking) adı verilen karmaşık ve tartışmalı bir yöntemi gerektiriyor.

Ham petrole ulaşabilmek için önce 3 ila 4 kilometre derine iniliyor, ardından yataya geçilerek petrol barındıran kaya katmanları boyunca ilerleniyor. Sonrasında yüksek basınçlı pompalarla yerin altına kimyasal katkılı milyonlarca litre su ve kum basılarak bu kaya katmanları çatlatılıyor ve böylece sıkışan petrol serbest kalıyor.
Ekim ayında Diyarbakır ve Batman illerini kapsayan yeni pilot hidrolik çatlatma projesinin başlatılmasının ardından konuşan Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, “Kayaların içinde petrolün hapsolduğunu biliyor ve buna inanıyoruz; ancak bunu çıkarabilmek ve makul bir maliyetle çıkarabilmek hayati önem taşıyor.” dedi.
TPAO, Continental Resources ve Teksas merkezli TransAtlantic Petroleum firmalarının ortaklığıyla kurulan girişimin, 2028 yılına kadar 24 kuyuyu işler hale getirmesi planlanıyor. Proje başarılı olursa kuyu sayısının hızla artırılması ve Türkiye’nin yerli enerji ihtiyacının önemli bir bölümünün karşılanması hedefleniyor.
Bayraktar, “Bu, petrol sektöründe Türkiye için ezber bozan bir hamle olabilir,” diye konuştu.
Buna karşın, Turkey recap’e değerlendirmelerde bulunan uzmanlar Diyarbakır’ın kaya petrolü rezervlerine ilişkin projeksiyonlara çok daha temkinli yaklaşıyor.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Mühdan Sağlam, “Geçmişteki küresel tecrübelerden biliyoruz ki, açıklanan rakamlar ile kuyudan fiilen çıkan miktar arasında ciddi uçurumlar olabiliyor.” dedi.
Sağlam, Kıbrıs açıklarındaki Afrodit sahasını örnek gösterdi. 2011’de keşfedildiğinde, 200 milyar metreküpe kadar doğal gaz barındırabileceği yönündeki verilerle Doğu Akdeniz’de benzer şekilde “oyunun kurallarını değiştirecek” bir keşif olarak nitelendirilmişti. Ancak daha sonra yapılan tespit sondajları, sahanın ilk tahminlerin yaklaşık yarısı kadar rezerv içerdiğini ortaya koydu.
Haber hazırlanırken görüşlerine başvurulan bir TPAO danışmanı ise soruları yanıtsız bıraktı.

Hidrolik çatlatmanın çevresel maliyeti
Diyarbakır topraklarının altında 1 milyar varillik üretilebilir petrol bulunsa dahi, çıkarma maliyetleri ve yol açacağı hasar, elde edilecek ekonomik kazanımların çok üzerine çıkabilir.
Hidrolik çatlatmanın hem halk sağlığı açısından ağır riskler barındırdığı hem de ciddi çevresel tehditler yarattığı biliniyor. Bilimsel çalışmalar, aktif kuyulara ve bu kuyulardan yayılan benzen gibi kanserojen gazlara yakın yaşamanın çocukluk çağı lösemisi, solunum yolu hastalıkları ve olumsuz doğum sonuçlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Sondaj sahaları ve yanlarındaki atık havuzları, binlerce hektarlık verimli tarım arazisinin bütünlüğünü bozabileceği gibi kimyasal sızıntılar ve aşırı tuzlu zehirli sular nedeniyle çevre toprakların verimini de yok edebilir. Bu yöntem ayrıca yer sarsıntılarına, hatta daha büyük ölçekli depremlere yol açabiliyor.
Diyarbakır’ın bir deprem kuşağında yer aldığını hatırlatan Sağlam, “Kaya petrolü çıkarmanın küçük çaplı depremleri tetiklediğini biliyoruz. Dolayısıyla bölgenin jeolojik yapısı bu tür bir petrol üretimi için ne kadar elverişli?” sorusunu yöneltti.

Deprem tehlikesinin yanı sıra hidrolik çatlatma yöntemi muazzam miktarda tatlı su tüketiyor; olası kaza ve sızıntılarla yeraltı sularına zehirli kimyasalların karışması ihtimalini doğuruyor. Bu durum, zaten kuraklıkla boğuşan ve suya bağımlı tarımını ayakta tutmakta zorlanan bölge için büyük bir tehdit yaratıyor.
Diyarbakır genelinde yöre halkı, daha önceki enerji arama faaliyetleri sırasında hidrokarbonların yerel su kuyularına sızdığından ve içme suyunun tadını acılaştırdığından şikayet ediyor.
Öte yandan, bölgedeki birçok hidrolik çatlatma ve petrol arama projesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) muafiyeti tanınmış durumda.
Arama ruhsatı verilen sahalardan biri de Dicle Nehri ile Diyarbakır’ın bazalt surları arasına sıkışmış, asırlık bir tarım alanı olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hevsel Bahçeleri sınırları içinde bulunuyor. Projeye karşı yerel çevre aktivistleri ve hukukçular tarafından başlatılan yargı süreci ise devam ediyor.
Bu projelere karşı çıkanlar, petrol arama faaliyetlerinin halihazırda madencilik ve ağır sanayinin baskısı altındaki Dicle’nin bu kesimini daha da kirleteceğinden endişe ediyor.
‘Petrol kenti’ Batman
Tüm bunlara rağmen hükümet, fosil yakıt yatırımlarını hız kesmeden sürdürmekte kararlı. Enerji Bakanı Bayraktar, TPAO’nun günlük 350 bin varil petrol eşdeğeri olan mevcut üretimini 2028’de yaklaşık 600 bin varile, nihayetinde ise 1 milyon varile çıkararak kurumu petrol ve gaz alanında büyük bir güce dönüştürme hedefini açıkladı.
Devlet kuruluşu TPAO, son aylarda Karadeniz ve Akdeniz’deki sahaları aramak ve geliştirmek amacıyla aralarında ExxonMobil ve TotalEnergies’in de bulunduğu çok uluslu dev petrol şirketleriyle peş peşe anlaşmalar imzaladı.

Öte yandan, Türkiye’nin 1948 yılında Batman’ın Raman Dağları’nda açılan ilk ticari petrol kuyusunda üretim aralıksız devam ediyor. Kuyunun açılışına bizzat Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü katılmıştı.
İnönü o günlerde, “Nefis bir petrol bulundu; büyük bir piyango kazandınız.” demişti.
Raman Dağı’nın sırtları uzun yıllardır atbaşı pompalarla kaplı ve buraya hâlâ yenileri yerleştiriliyor. Petrol, yalnızca 14 haneli küçük bir köy olan Batman’ı yarım milyona yakın nüfuslu bir sanayi kentine dönüştürerek adeta şehri sıfırdan inşa etti.
Kentin en uzun caddelerinden biri adını TPAO’dan alıyor. Futbol takımının isminde “Petrol” kelimesi geçiyor. Şehrin ambleminde bile bir petrol kuyusu yer alıyor. Şehrin göbeğindeki rafineriden yayılan petrol kokusu tüm mahalleleri sarıyor.
Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa, “Nerede petrol bulunursa sorunlar da beraberinde geliyor.” diyerek en büyük endişelerinden birinin su kirliliği olduğunu vurguladı.
“Su kirliliği yalnızca Batman’ı tehdit etmekle kalmıyor; sınırları aşıyor.” diyen Argünağa sözlerini şöyle sürdürdü: “Dicle Nehri Irak’a akıyor, Fırat Nehri Suriye’ye geçiyor. Bu petrol Basra Körfezi’ne, oradan da Hint Okyanusu’na kadar yayılıyor. Bu yüzden konuyu uluslararası bir mesele olarak görüyoruz.”
Argünağa, Batman’ın bugün petrol sektöründen neredeyse hiçbir fayda sağlamadığını savundu. Rafineri yirmi yıl önce özelleştirildi ve çıkarılan düşük kaliteli ham petrol çoğunlukla asfalt gibi ürünlerin yapımında kullanılıyor. Sektörün modernleşmesiyle birlikte istihdam olanakları da zamanla eridi.
Argünağa, Turkey recap’e yaptığı değerlendirmede, “Biz petrol çıkarılmasına bütünüyle karşı değiliz.” dedi. “Karşı olsak bile bunu durduramayız. Bizim mücadelemiz, bu işin hukuka uygun ve çevreyi kirletmeyecek şekilde yapılması için.”
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı rapor serisinin bir parçası olup, hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.








