
İSTANBUL— Son on yılda güneş enerjisinde beş kat, rüzgâr enerjisinde ise neredeyse üç katlık bir artış yakalayan Türkiye’nin temiz enerjiye geçişi, Antalya’da düzenlenecek COP31 iklim zirvesi boyunca ilgi odağı olacak.
Bir enerji düşünce kuruluşu olan Ember’in verileri, rüzgâr ve güneş enerjisinin artık ülkenin elektrik üretme kapasitesinin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu gösteriyor. Hidroelektrik barajlarla da beraber, yenilenebilir enerji kaynakları Türkiye’nin toplam kurulu kapasitesinin yaklaşık yarısına denk geliyor.
Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Son 10 yılda Türkiye’nin enerji sektöründe büyük bir dönüşüme imza attık.” dedi. “Bu dönüşüm enerjide tam bağımsız Türkiye hedefimize ve daha temiz bir enerji geleceğine doğru attığımız somut adımların güçlü bir göstergesidir.”
Hızla düşen teknoloji maliyetleri ve dalgalı seyreden fosil yakıt ithalatına olan bağımlılığı dizginleme hamlesi, Türkiye’nin temiz enerjiye yönelişini hızlandırarak ülkenin bol güneşinden ve güçlü Akdeniz ile Karadeniz rüzgârlarından yararlanmasına olanak tanıdı.
Yine de yadsınamaz kazanımlara rağmen uzmanlar Turkey recap’e; şebeke kısıtlarının, spekülatif projelerin ve sübvanse edilen fosil yakıtlara olan süregelen bağımlılığın enerji dönüşümünü yavaşlatmaya devam ettiğini belirtti.
Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları
Ankara’nın rüzgâr ve güneş enerjisinden yararlanmaya yönelik başlıca girişimlerinden biri, 2016 yılında Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) modelinin hayata geçirilmesi oldu.
Bu model kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, kapasite hedefleri ve elektrik tavan fiyatları üzerinden sahaları ihaleye çıkarmadan önce elverişli alanları belirliyor ve gerekli izinleri çıkartıyor.
Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden Turkey recap’e yaptığı açıklamada, “Yeşil potansiyel Türkiye’de hemen hemen her yerde mevcut.” dedi.
Erden, sermaye ve finansman darboğazlarıyla öne çıkan bir sektörde, bakanlığın ön proje geliştirme süreçlerini üstlenmesinin özel yatırımcı ilgisini artırdığını sözlerine ekledi.
Erden, “Bakanlığın eli yanınızda olduğu sürece riskleri göğüslemek ve ilerlemek daha kolay oluyor.” dedi. “Bakanlık, projelerin inşaata hazır hale daha hızlı gelmesi için geliştirme sürecinde yatırımcılarla omuz omuza çalışmaya kararlı.”
Dune filmlerini andıran hedefler, sahada yaşanan gecikmeler
Kalyon Enerji’nin eski genel müdür yardımcısı olan Erden, modelin ilk büyük ihalelerinden birinde doğrudan yer aldı: 2023 yılında tam işletme kapasitesine ulaşan Konya’daki Kalyon Karapınar Güneş Enerjisi Santrali.
Yaklaşık 20 milyon metrekarelik bir alana yayılan ve bünyesinde yaklaşık 3,5 milyon panel barındıran bu “Dune filmlerini andıran” güneş çiftliği, dünyanın en büyük beş santrali arasında yer alıyor; Kalyon da tesisin iki milyon nüfuslu bir şehrin elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini iddia ediyor. Üstelik santral, modelin şart koştuğu üzere büyük ölçüde Türk malı bileşenlerle inşa edildi.
Erden, “Türkiye’nin aklında her zaman güneş ve rüzgârı sanayi gelişimiyle ilişkilendirme fikri vardı” dedi ve ekledi: “Artık kule, kanat ve jeneratör alanlarında önemli üretim kabiliyetlerine sahibiz.”
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) 2025 tarihli bir araştırmasına göre Türkiye, güneş enerjisi istihdamında tahmini 122.000 kişilik iş gücüyle dünyada ilk 10 arasında yer alırken, rüzgâr enerjisi sektöründe de 10.000’den fazla çalışanı bulunuyor.
Bu iş gücünün desteğini arkasına alan Enerji Bakanlığı, 2024’ten bu yana kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara kıyasla kilovatsaat başına çok daha düşük fiyatlar sunan büyük ölçekli deniz üstü rüzgâr santralleri başta olmak üzere her yıl en az 2 GW’lık YEKA kapasitesini ihaleye çıkarmayı hedefliyor.
Ember’ın kıdemli enerji analisti Bahadır Sercan Gümüş, 2028’de faaliyete geçmesi planlanan Suudi Arabistan destekli büyük ölçekli bir güneş enerjisi santraline atıfta bulunarak, “Geçtiğimiz yıl kilovatsaat başına ortalama fiyat yaklaşık 6,6 ABD sentiydi; ACWA’nın Karaman güneş projesinin taahhüt ettiği fiyat ise sadece 2 sentti.” dedi.
Gümüş, bu rakamların hükümetin yerli kömür santrallerine kilovatsaat başına 7,5 ABD senti olarak verdiği alım garantisiyle belirgin bir tezat oluşturduğunu ekledi.
Gümüş, “İnsanlar kömür yerliyse ucuz bir seçenek olduğunu varsayıyor. Ancak son yıllarda güneş ve rüzgârdan elektrik üretimi oldukça ucuzladığı için Türkiye için artık durum böyle değil.” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte, birtakım YEKA projeleri büyük gecikmelerle, uygulama darboğazlarıyla ve iptallerle karşı karşıya kaldı. Ankara’nın 2035 yılına kadar toplam rüzgâr ve güneş kapasitesinde 120 GW’a ulaşma hedefi yılda 8 ila 9 GW yeni kapasite kurulumu gerektirdiğinden —ki bu rakam 2025’te kırılan 6,5 GW’lık rekor kurulumun oldukça üzerinde— bu tür engeller hedef üzerinde baskı yarattı.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, “Kapasite tahsis etmek ayrı bir şey, tüm bu projeleri hayata geçirmek bambaşka bir şey.” dedi. “Türkiye’de genellikle büyük kapasiteler tahsis ediliyor; ancak günün sonunda bu projelerin fiili gerçekleşme oranı çok daha düşük kalabiliyor.”
“Süper izinler” ve şebeke limitleri
Yeni yenilenebilir enerji santrallerinin inşasını hızlandırmak amacıyla Meclis, imar ve çevre incelemelerini hızlandırarak rüzgâr ve güneş enerjisi izin sürelerini yaklaşık dört yıldan 18 aya indiren tartışmalı bir ‘süper izin‘ yasasını 2025 yılında çıkardı.
Bu düzenleme; koruma altındaki doğal alanları imara açtığını, ekolojik etki değerlendirmelerini devre dışı bıraktığını ve kâr odaklı özel yatırımlara öncelik tanıdığını savunan çevre aktivistleri ile sivil toplum örgütlerinin sert tepkisine yol açtı.
Devlet destekli mega projelere rağmen, Türkiye’nin güneş enerjisindeki en büyük sıçraması kamu ihalelerinden gelmedi. Bağ, YEKA ihalelerindeki şartnamelerden, bürokratik engellerden ve çetin rekabetçi fiyatlardan gözü korkan birçok işletmenin lisanssız güneş enerjisine yöneldiğini açıkladı.
Küresel güneş enerjisi donanım fiyatları son on yılda hızla düşerken, yatırımcılar şebeke ölçeğindeki lisanslama süreçlerini tamamen devre dışı bırakabileceklerini fark etti. Şirketler, “öz tüketim” amacıyla sadece birkaç megavatlık küçük panel dizilimleri kurarken, üretilen fazla elektriği ise şebekeye satabiliyordu.
Bağ, Turkey recap’e yaptığı değerlendirmede, “Bir şirket belki 30, 40, 50 küçük ünite inşa edip bunları tek bir büyük enerji santrali gibi işletebiliyordu.” dedi. Bugün bu lisanssız kurulumlar, ülkenin yaklaşık 28 GW’lık toplam güneş enerjisi kurulu gücünün neredeyse yüzde 90’ını oluşturuyor.
Ancak müstakil güneş santrallerinin bu hızlı genişlemesi, Türkiye’nin elektrik şebekesinde gerekli modernizasyon ve kapasite artışı yapılmadan gerçekleşti. Ember analisti Gümüş, 2022 yılında yeni güneş enerjisi kapasitesinin şebekenin fiziksel sınırlarına dayanmasıyla birlikte, ülkenin enerji düzenleme kurumu EPDK’nın bu lisanssız kurulumlardan yapılan ticari elektrik satışlarına sınırlamalar getirmeye başladığını aktardı.
Gümüş, enerji şebekesinin daha fazla bağımsız güneş enerjisini absorbe edememesine atıfta bulunarak, “Öz tüketim amaçlı lisanssız kapasite, Temmuz 2025 ile bu yılın mart ayı arasında tamamen tükendi; neredeyse bir yıl boyunca hiç kapasite tahsis edilemedi.” ifadelerini kullandı.
Operasyonel kısıtları yönetmek adına, lisanssız ticari güneş enerjisi için faturalandırma modelinin Mayıs 2026’da aylık mahsuplaşmadan saatlik mahsuplaşmaya dönüştürüldüğünü belirten Gümüş, bu adımın kârlılığı düşürdüğünü söyledi.
Öğle saatlerinde üretilen fazla güneş enerjisinin artık akşamın yoğun saatlerindeki elektrik tüketimini dengeleyemediğini ekleyen Gümüş, “Saatlik mahsuplaşma sistemiyle, o anda ürettiğinizi o anda tüketmeniz gerekiyor. Bu durum küçük tüketiciler için olumsuz bir gelişme.” dedi.
Gümüş’e göre bunlar, Türkiye’nin elektrik şebekesini modernize etmesi gerektiğinin açık göstergeleri. Türkiye’nin net sıfır hedeflerinin önündeki temel darboğazın elektrik iletim şebekesinin genişletilmesi olduğunu savunan Gümüş, bu büyük ölçekli yatırımın halihazırda yeterli finansmandan yoksun olduğunu vurguluyor.
Gümüş, “Bakan, 2035 yılına kadarki toplam enerji yatırım potansiyelinin 200 milyar doların üzerinde olduğunu söyledi. Bunun 80 milyar doları doğrudan şebekelere ayrılmış durumda. Ancak şu ana kadar sağlanan finansman… bildiğim kadarıyla Dünya Bankası veya EBRD gibi uluslararası kreditörlerden alınan yaklaşık 1 milyar dolardan ibaret.” diye ekledi.
Spekülatif yenilenebilir enerji projeleri
Gümüş, Türkiye’nin elektrik iletim ağlarını rahatlatmak adına iptal edilmesi gereken, fiilen ilerlemeyen spekülatif yenilenebilir enerji projelerinin şebekedeki sıkışıklığı daha da körüklediğini belirtti. 2022’de yürürlüğe giren bir düzenleme, yatırımcılara kamu ihalelerine girmeden şebekeye bağlanma hakkı tanıdı; bunun tek şartı, rüzgâr veya güneş santrallerinin yanına fazla elektriği depolayacak eşdeğer kapasitede batarya kurmaktı.
Bu düzenleme adeta bir başvuru akınına yol açarak 33 gigavatlık bir ön lisans portföyü yarattı; bu da açık ara Avrupa’nın en büyük batarya depolama patlaması anlamına geliyordu. Ancak Gümüş’e göre sahada somut olarak pek az şey hayata geçebildi.
Gümüş, “Dört yıl geride kaldı; fakat kurulu batarya kapasitemiz hâlâ 400 megavatın altında.” dedi.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Bağ, politika taahhütleri ile sahadaki uygulama arasındaki bu tür çelişkilerin, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefini de tehlikeye attığını vurguladı. Son dönemdeki yenilenebilir enerji artışına karşın Türkiye, elektrik üretiminde rüzgârın payında 15’inci, toplam yenilenebilir enerjide ise 16’ncı sırada kalarak pek çok Avrupalı komşusunun gerisinde seyrediyor.
Bağ, “Bir net sıfır hedefimiz var; ancak şu an için örneğin kömürden çıkış veya fosil yakıtlardan kademeli çıkışa dair bir yol haritamız bulunmuyor.” ifadelerini kullandı.
Ember verileri, Türkiye’nin elektriğinin yarısından fazlasının hâlâ başta kömür ve doğal gaz olmak üzere fosil yakıtlardan sağlandığını gösteriyor. Doğal gazın neredeyse tamamını ve kıyılardaki sübvanse edilen santrallerde yakılan taş kömürünün büyük bölümünü ithal eden Türkiye’de elektrik üretim karması, hem dış şoklara karşı kırılganlığını koruyor hem de yüksek maliyet yaratmayı sürdürüyor.
İthal fosil yakıtlar nedeniyle her yıl devasa bir enerji faturasıyla karşı karşıya kalındığını belirten Gümüş, “Geçtiğimiz yıl bu fatura 60 milyar doların üzerindeydi.” diyerek bu tutarın Türkiye’nin yıllık toplam turizm geliriyle yarıştığına dikkat çekti.
Öte yandan, Türkiye’nin diğer temel temiz enerji kaynağı olan hidroelektriğe yönelik köklü bağımlılığı da iklim kaynaklı kuraklığın yarattığı artan baskıyla karşı karşıya. Son 30 yılda, ülkenin en büyük üç hidroelektrik santralindeki elektrik üretimi neredeyse yüzde 30 oranında geriledi.
Gümüş, “Kuraklık, hem Türkiye hem de bölge için üzerinde en az durulan yapısal risk konumunda.” uyarısında bulunarak sözlerini tamamladı: “Bu kuraklık sorunlarının üstesinden gelebilmek için daha fazla güneş ve rüzgâr enerjisi projesi inşa etmemiz gerekiyor.”
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı rapor serisinin bir parçası olup, hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.





