SEFERİHİSAR - Ege kıyısındaki Orhanlı köyü, 2025 yazına kadar çam kaplı yamaçları ve asırlık zeytinlikleriyle bilinirdi. Ardından, bölgeyi bir orman yangını kasıp kavurdu.
İddiaya göre yangın, yakındaki bir zeytinlikten geçen elektrik nakil hatlarındaki kısa devrenin kuru otlara kıvılcım sıçratmasıyla başladı. Şiddetli rüzgârın da etkisiyle alevler hızla Orhanlı’ya doğru yayıldı.
50’li yaşlarında, küçük ölçekli tarımla uğraşan Emine Yörük, tepelerden yükselen ilk dumanı gördüğünde eşi Osman ile kahve içiyordu. Yangının tepe sırtında kalacağını umdular ancak dakikalar içinde kendilerini ateş çemberinin ortasında buldular. Herkesi panik sardı. Osman, tavukları ve keçileri kurtarmak için alevlerin arasına dalarken Emine’ye kaçmasını söyledi.
“Yanıp yanmadığım umurumda bile değildi,” diyor Osman. “Onlara bir şey olsaydı, zaten yaşamak istemezdim.”
Alevlerin içine defalarca girip çıktı ama nafileydi. Sıcaklık, ayağındaki çizmeleri eritmeye başlamıştı.
“Oğlum, ‘Baba, zaten yandın! Yeter artık, çık oradan!’ diye bağırdı.” diye anlatıyor Osman. “Sonra gaz tüpleri patlamaya başladı. Peş peşe patlamalar... Oğluma, ‘Hayvanlar yanıyor’ dedim. Elimden ne gelirdi ki? Çaresizdim.”

Şans eseri o gün Orhanlı’da can kaybı yaşanmadı. Yörük ailesinin haberi yoktu ama komşuları, alevler yaklaşmadan hemen önce keçileri güvenli bir yere almıştı. Yine de yangın, Osman ve ailesinde derin yaralar bıraktı. Osman aylarca süren bir tedavi sürecinden geçti; alevler vücudunu kavurmuş, duman ciğerlerini kapkara etmişti.
Yangın, bölgenin doğal yapısını da değiştirdi. Pek çok zeytinlik küle döndü; çıplak kalan tepeler yıkıcı sel baskınlarına davetiye çıkarmaya başladı. Şimdilerde rüzgâr her uğuldadığında Osman ve Emine, yangın geri geldi korkusuyla irkiliyor.
İklim değişikliği ve insan faaliyetlerinin ormanlık alanlara yayılmasıyla körüklenen bu süreçte Orhanlı, Türkiye’de giderek sıklaşan ve daha yıkıcı hale gelen orman yangınlarının vurduğu sayısız köyden yalnızca biri. Turkey recap’in Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, 2016 ile 2026 yılları arasında Türkiye’de 1 milyon hektardan fazla alan kül oldu; bu da neredeyse Lübnan büyüklüğünde bir alana denk geliyor.
Orman yangınları her yaz manşetlere taşınsa da, alevleri söndürmek felaketten etkilenen tarımla geçinen köyler için yolun yalnızca başlangıcı. Köylüler, vadedilen devlet desteğinin gelmemesinin, toparlanma süreçlerini ciddi biçimde zorlaştırdığını söylüyorlar.
Aksayan yeniden inşa süreci
Gözlerini çoraklaşan yamaçlara diken Orhanlı Köyü Muhtarı Abdurrahim Ener, yangının bilançosunu şöyle özetliyor: Yaklaşık 1.400 dekar tarım arazisi, 20 bin fidan ve 20 ev.
Felaketin hemen ardından İçişleri Bakanlığı bölgeyi afet bölgesi ilan ederek acil yardımın önünü açtı ve uzun vadeli devlet desteğini güvence altına aldı.
Ener; su depoları, hayvan yemi ve yedek kovanlar gibi acil yardım malzemelerinin hızla ulaştırıldığını belirtiyor. İlçe Tarım Müdürlüğü yetkililerinin de hasar tespiti yapmak ve sigortası olup olmadığına bakılmaksızın her çiftçiye ödenecek tazminatı belirlemek üzere vakit kaybetmeden sahaya geldiğini ekliyor.
“Yetkililer bir liste yaptı: ‘Ahmet’in şu kadar arazisi yandı, şu kadar fidanı kül oldu, bu kadar para ödenmesi gerek’ diye belirttiler,” diyor Ener Turkey recap’e. Ancak bu mali desteğin hiçbir zaman gelmediğini söyleyen Ener, toparlanma çabalarının ciddi biçimde sekteye uğradığını vurguluyor:
“Vatandaş hâlâ her gün bununla mücadele ediyor. Yangın, alevler söndüğünde bir haftada bitip gitmiyor.”

Hâlen yangının sonuçlarıyla mücadele edenlerden biri de 68 yaşındaki emekli Mehmet Gürcan. Gürcan, yüzlerce zeytin ağacı, asmaları ve sebzeleriyle dolu çiftliklerine bakmak için birkaç yıl önce eşiyle birlikte Orhanlı’ya dönmüş. Bir gün işleri devralıp dedeleriyle ninelerinin diktiği ağaçların zeytinini toplamaları umuduyla iki torunlarını da yanlarına almışlar.
Bu hayal şimdi küle döndü. Çift, kovalarla su taşıyarak evlerini alevlerden korumayı başardı ancak bahçelerini kurtaramadı. Gürcan, “O zeytin ağaçları içimi yaktı,” diyor. “Tam zeytinleri hasat edecekken yandılar. Şimdi her şeye sıfırdan başlamamız gerekiyor; tabii gücümüz yeterse.”
Gürcan, mütevazı emekli maaşıyla geçindikleri için ağaçları ve asmaları yeniden dikemediklerini söylüyor; ailelerinin de yardım edecek durumu yok. Kaymakamlık başta 5 bin liralık bir afet yardımı yapmış; ancak İlçe Tarım Müdürlüğü’nün hasar tespit raporunda yer alan ağaç başına yaklaşık 1.000 liralık ödeme hiçbir zaman hesaplara yatmamış.
Sorunları bununla da bitmiyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı denetçilerinin, yalnızca evin bitişiğindeki konteyner yanmış olmasına rağmen evlerini “ağır hasarlı” olarak kaydettiğini anlatan Gürcan, yapının yıkım kararına karşı dava açmak zorunda kalmış. Bu durum Gürcan’ın umudunu iyiden iyiye kırmış:
“Büyük ihtimalle İzmir’e geri döneceğiz,” diye iç çekiyor.
İklim afeti sigortası
Türkiye’nin kırsal bölgelerini tehdit eden yangın riski giderek artmasına rağmen, küçük ölçekli çiftçilerin yalnızca küçük bir bölümü devlet destekli tarım sigortası olan TARSİM kapsamında.
İzmir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hakan Çakıcı, birçok üreticinin Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kaydolmak için gereken resmi tapulara sahip olmadığı için sisteme dahil olamadığını belirtiyor. Çakıcı, prim tutarlarının da çoğunlukla bir engel teşkil ettiğine dikkat çekiyor: “Büyük ölçekli tarım yapılmadığında, insanlar TARSİM primini ödemeyi bile çok pahalı buluyor.”
Turkey recap’in görüştüğü çiftçilerin çoğu ÇKS’ye kayıtlı olsa da, yüksek maliyetleri gerekçe göstererek hiçbiri ürünleri için yangın sigortası yaptırmamış.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay, tarım sigortasındaki eksikliklerin yanı sıra, Türkiye’deki konutların yalnızca yaklaşık beşte birinin yangına karşı sigortalı olduğunu ve kırsal alanlarda bu oranın daha da düştüğünü belirtiyor:
“Yangından etkilenen köylerdeki tüm yapıların sigortasız olduğunu söylemek doğru olmasa da, kırsal konutlarda sigortalılık oranının kentlere göre daha düşük olduğu biliniyor,” diyor Oksay. İklim kaynaklı afet riskleri arttıkça, sigorta kapsamını genişletmenin her zamankinden daha önemli hale geldiğini ekliyor.
Hükümet bu doğrultuda, ağırlıklı olarak depremi kapsayan Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nu (DASK) elden geçirmeye ve orman yangınları ile ani seller gibi iklim kaynaklı afetleri de içine alan çoklu risk poliçesine dönüştürmeye çalışıyor. ZAS (Zorunlu Afet Sigortası) olarak bilinen yeni sistemin, çoğunlukla DASK kapsamı dışında kalan kırsal yerleşimleri de daha etkin şekilde içermesi hedefleniyor.
Yeni sigorta sisteminin ilk etapta 2025 yılı başında devreye girmesi planlanıyordu ancak henüz yürürlüğe girmiş değil. Sigorta sektörü temsilcileri, yeni çerçevenin Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi sırasında duyurulmasını umuyor.
Ağaçlandırma çalışmaları
Muhtar Ener, ödemelerdeki tıkanıklığın yanı sıra Orhanlı’da yürütülen plansız ağaçlandırma çalışmalarından duyduğu rahatsızlığı da dile getiriyor.
Daha önce alevlerin tepelerden köye nasıl indiğine bizzat şahit olan Ener, afetin hemen ardından bölgeyi ziyaret eden yetkililere gelecekteki yangınların köye ulaşmasını önleyecek bir tampon bölge oluşturulması çağrısında bulunmuş; ayrıca bölgenin nektarlı ağaç ve bitkilerle ağaçlandırılması için çok sayıda dilekçe vermiş.
Böyle bir “bal ormanı”nın hem afetten zarar gören arıcılara fayda sağlayacağını hem de kolayca alev alan kızılçama kıyasla yangına çok daha dayanıklı olacağını belirtiyor. Ancak talepleri karşılıksız kalmış.
“Devlet buralara yine çam dikiyor,” diyor Ener Turkey recap’e. “Kimi yere tohum saçtılar, kimi yere teras yaptılar.”
Kullanılan ağır iş makinelerinin Orhanlı’nın ana içme suyu hattını defalarca kopardığını; çıplak yamaçlara saçılan tohumların ise kışın yağan şiddetli yağmurlar ve köydeki bazı hayvanların da telef olmasına yol açan sellerle akıp gittiğini söylüyor:
“Biz çiftçiler hep bir sonraki yıla umut bağlarız; ‘Bu yıl olmadı ama seneye olur’ deriz,” diyor Ener. “Ama işler böyle gitmeye devam ederse, sonunda insanlar pes edecek.”

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı Doğanay Tolunay, bu aceleye getirilmiş yeniden ağaçlandırma çabalarının ardında, yanan alanların otel veya lüks tatil köyü projeleri için imara açılacağı yönündeki toplumsal şüpheyi yatıştırma arzusunun yattığını belirtiyor:
“Biraz da kamuoyu tepkisini dindirmek, toprağı hemen işleyip ‘Bakın, fidan dikiyoruz’ diyebilmek için bu yola başvuruluyor gibi görünüyor.” diyor. “Oysa bu doğru bir yaklaşım değil. Fidan dikimi ciddi bir planlama gerektirir. Ne yapılması gerektiği; bölgeye, ağaç türüne ve orada var olan orman tipine göre belirlenir.”
Tolunay, gelecekteki yangınları önlemek için yangının tek bir orman hattı boyunca tüm yamaca yayılmasını önleyecek şekilde; farklı ağaç türleri, yaşları ve arazi kullanım biçimlerinden oluşan mozaik bir yapı kurulmasını savunuyor:
“Örneğin, ağaçlar sık olduğu için genç bir ormanda yangın çok kolay ve hızlı ilerler. Ancak yaşlı bir ormana ulaştığında yangının hızı ve şiddeti düşer,” diyor Tolunay. “Bu da uçakla, helikopterle veya karadan yapılacak müdahaleler için zaman kazandırır.”
“Orman kentlileri”
Tolunay, yalnızca yangın söndürme kapasitesini artırmanın yeterli olmadığını, stratejik yeniden ağaçlandırmanın şart olduğunu vurguluyor. Azalan yağışlar ve yükselen sıcaklıklar, bir zamanlar yangın için fazla soğuk veya nemli kabul edilen bölgelere ve mevsimlere alevleri taşımış durumda. Aynı zamanda, ormanlık alanlardaki artan insan faaliyeti yangın çıkma ve yayılma riskini ciddi boyutta tırmandırıyor.
“İklim krizi tek başına yangın çıkarmaz. Bir orman yangınının başlaması için kıvılcım, yanıcı madde ve oksijen gerekir,” diyor Tolunay. “Yangını insanlar çıkarır.”
Ormanlık alanları yeni rüzgâr ve hidroelektrik santrallerine açan yasal düzenlemelerin, orman içinden daha fazla elektrik iletim hattının geçmesine neden olarak tıpkı Orhanlı’da olduğu iddia edilen elektriksel arıza riskini artırdığını ekliyor:
“Son beş yılda, sayısal olarak orman yangınlarının yaklaşık yüzde 4’ü ormanlardaki enerji tesislerinden çıktı. Ancak bu tesisler, toplam yanan orman alanının yüzde 20 ila 22’sinden sorumlu,” diyor Tolunay.

Tolunay, pandemi sonrasında büyük şehirlerden ormanlık ve kırsal alanlara doğru gerçekleşen yoğun göçün de baskıyı artırdığına dikkat çekiyor. Şehirlerden yeni gelenlerin orman yangını riskleri ve alınması gereken önlemler konusunda temel bilgilerden dahi yoksun olduğunu, Orhanlı’nın bağlı olduğu Seferihisar ilçesinin de bunun somut bir örneği olduğunu söylüyor:
“Artık yeni bir ‘orman kentlisi’ profili var.” diyor Tolunay. “Doğayı seven ve doğada yaşayan; ancak doğayla uyum içinde nasıl hareket edeceğini, yangına karşı nasıl önlem alacağını veya hangi faaliyetlerin yangına sebep olabileceğini bilmeyen bir kesim.”
Turkey recap, konuyla ilgili görüş almak için Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurmuş ancak haberin yayımlandığı tarihe kadar herhangi bir yanıt alamamıştır.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı rapor serisinin bir parçası olup, hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.








