CHP’de kurultaylar tarihine, Türkiye’nin siyasi tarihini ve güncel siyasi gelişmeleri odağımıza alarak yakından bakıyoruz. Yazı dizimizin beşinci bölümü yayında.
Kurultayların CHP’si, CHP’nin Kurultayları
Yazı dizisi / Bölüm 5: 12 Eylül bu CHP’ye neler etmedi...
Türkiye’nin 12 Eylül 1980 darbesine maruz kaldığı dönemde kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi, 25. Kurultay’ı için tam 12 yıl bekleyecekti. Ve darbeden çok kısa bir süre önce, “Biri çıkar düdüğü çalar, ‘oyun bitti herkes evine’ der ve bir anlamsız oyuna dönen demokrasi böylece sona erer” diyen CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, parti içi muhalefetten sıtkı sıyrıldığı için başka bir “arayış” içine girecek ve eski arkadaşlarıyla neredeyse bir daha asla yol yürümeyecekti.
Ecevit, 30 Ekim 1980’de genel başkanlıktan istifa etmiş, tam bir yıl sonra CHP diğer siyasi partilerle birlikte kapatılmıştı. İlk kongresi olarak Sivas Kongresi’nin toplandığı 4 Eylül 1919 tarihini kabul eden Kuvay-ı Milliye’nin partisi, Cumhuriyet’i kuran parti kapatıldı.
CHP’nin mirası bölünüyor, MGK yalnızca HP’ye izin veriyor
CHP kapatıldıktan sonra Ecevit kendisini ziyarete gelenlere, “Eski bir genel başkan olarak o partiye karşı hiçbir sorumluluk hissetmiyorum” diyordu ama ondan umudu kesseler dahi halen CHP’liler vardı. İlk hamleyi İnönü’nün eski özel kalem müdürü, darbe öncesinin İzmir Valisi, darbe sonrasının Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp yaptı. 6 Kasım 1983’teki seçimlerde en büyük rakibi olacak eski Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ni kurduğu 20 Mayıs 1983 günü, Calp de Halkçı Parti’nin kuruluş evrakını İçişleri Bakanlığı’na teslim etti. Milli Güvenlik Konseyi, kuruculardan 6 ismi veto etse de Halkçı Parti’nin (HP) seçimlere katılmasına izin verecekti.
Erdal İnönü ve SODEP seçime sokulmadı
CHP’nin ana omurgası ise başka bir parti için hummalı bir çalışma yürütüyordu. Parti adı çoktan belirlenmişti. CHP’nin eski genel sekreter yardımcıları Necdet Uğur ve Sırrı Atalay’ın mutfağında bulunduğu hareket SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi) olarak partileşti. Genel başkanlık koltuğunda Erdal İnönü vardı. Partide, eski bakanlar Türkan Akyol ve İsmail Hakkı Birler, eski Ürgüp Belediye Başkanı Cemal Seymen, Şevket ve Orhan Pamuk’un babası eski PETKİM Genel Müdürü Gündüz Pamuk gibi isimler vardı.
Milli Güvenlik Konseyi (MGK), 6 Haziran 1983’te kurulan partinin aralarında Erdal İnönü’nün de bulunduğu 20 kurucusunu veto etti. Sonra yeni kurucular eklendi, onlardan 13’ü, sonra aday gösterilenlerden 8’i, daha sonra da 3’ü veto edildi. Önce Siyasi Partiler Yasası, ardından da 1982 Anayasası’nın geçici ikinci maddesi MGK üyelerine siyasi parti kurucularını değerlendirme yetkisi veriyordu. 12 Eylül darbe yönetimi de bu hakkı sonuna kadar kullandı ve SODEP, DYP ve Refah Partisi bu sayede seçime sokulmadı. Kenan Evren o yıl Muğla’da yaptığı bir konuşmada, “Evvelce bazı genel başkanlar bazı adayları veto edince ses çıkmıyordu da biz tetkik edince mi antidemokratik oluyor?” sözleriyle “veto” uygulamasını savundu.
Sosyal demokratlar darbenin veto kalkanını deliyor: SHP kuruluyor
6 Kasım Seçimleri’ne MGK’nın izin verdiği üç parti katıldı. Eski Ege Ordusu Komutanı Turgut Sunalp’in kurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), 12 Eylül’ün başbakanı Bülent Ulusu’nun Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın Anavatan Partisi ve yine Ulusu’nun Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp’in HP’si. Darbenin bu mükemmel seçim tasarımında ipi göğüsleyen Özal oldu. Sunalp ve Calp’in partileri zamanla “mekanın sahibi” partilere katılacaklardı. CHP’nin mirasçısı olarak görülen SHP, veto karanlığından kurtulduktan sonra 1984 Yerel Seçimleri’nde oyların yüzde 23,4’ünü alarak yüzde 8’lerde kalan Halkçı Parti’nin misyonunu tamamladığını gösterdi.
29 Haziran 1985’te toplanan HP Büyük Kongresi’nde “Sosyal Demokratlar tek çatı altında birleşecek” diyen Aydın Güven Gürkan, Necdet Calp’e üstünlük sağlayınca sosyal demokratların sonraları denemeye devam edecekleri birleşme kapısı açıldı. Calp önce yeni parti hazırlıklarında olan siyasi yasaklı Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’le görüştü. “Derme çatma bir birlik için manevi baskı yapılıyor” diyerek birleşme arayışlarına kapıyı kapadı.
Erdal İnönü-Gürkan görüşmeleri ise sonuç verdi. HP, kongresini toplayarak SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) adını aldı, SODEP feshedilerek bu partiye katıldı ve sosyal demokratlar 12 Eylül sonrasındaki ilk büyük birleşmeyi sağladı. Olağanüstü kurultaya kadar Gürkan, genel başkan oldu sonra görevi 31 Mayıs 1986’da Erdal İnönü’ye devretti.
DSP “bir bölen” oluyor, Ecevit siyaseti bırakıyor
Birleşmenin dışında kalan Demokratik Sol Parti (DSP) ise kendi yolunda yürümeye kararlıydı. Uzun yıllar Ecevitlerin partisi olarak adlandırılacak DSP, 14 Kasım 1985’te kuruldu. SODEP birleşmesi sırasında Halkçı Parti’den ayrılanların kurduğu Halk Partisi de üç gün sonra kendisini feshederek 30 Aralık 1986’da DSP’ye katıldı. Sosyal demokrat-demokratik sol kanatta artık “birleşme sağlamış” iki parti, 1987 Seçimleri’ne katılacaktı. Birleşme görünümlü bölünmeler, ekonomik olarak bir nebze olsun ferahlamış ve darbenin yıkımını bir miktar geride bırakmış halkın tercihlerinde bir dağılım yaratmıştı. ANAP’ın oyu yüzde 42’den yüzde 36’ya gerilerken, sağ dış kulvardan Süleyman Demirel’in yaptığı atak dikkatlerden kaçmıyordu.
1986 Referandumu sayesinde siyasi yasakların kıl payı kaldırılmasıyla Doğru Yol Partisi’nin (DYP) süvarisi olan eski başbakanlardan Demirel, kendi kadrolarıyla yürüyerek yüzde 19’a ulaştı. Yalnızlığı tercih eden bir başka eski Başbakan Bülent Ecevit’in DSP’si yüzde 8,5 oy alabilmişti. Ecevit, seçim kampanyasını “uydu muhalefet”le suçlamış, “İnönü şeytanla (Özal) iş birliği yapıyor” demişti. Ancak barajı aşamayan Ecevit, kendisine dönük “Bir Bölen” eleştirilerinin altında kalmıştı. Seçim sonuçlarının ardından henüz sekiz aylık genel başkanken “faal siyasetten çekildiğini” açıkladı ve 7 Mart 1988’de toplanan 1. DSP Büyük Kongresi’nde kendi adaylığı yerine aday gösterdiği Necdet Karababa’ya koltuğunu bıraktı.
Ecevit olağanüstü kurultayla yeniden siyaset sahnesinde
Daha bir sene önce Toprak Reformu Müsteşarlığı’ndan emekli olan Karababa’nın hiçbir siyasi deneyimi yoktu ve DSP Genel Başkanı olarak hiçbir iz bırakamadı.
Ecevit ise halkla bütünleşme toplantıları düzenledi, IPI (Uluslararası Basın Enstitüsü) Kongresi’ne katıldı; gazetecilerin sorunlarını anlattı, Amerika’da tartaklandığı bir konferans verdi, Özal’ı ve İnönü’yü eleştirdiği konuşmalar yaptı ve “tabanın baskısına” dayanamayarak 1989’un ilk günlerinde toplanan olağanüstü kurultayda delegelerin oy birliğiyle DSP liderliğine geri döndü. İlk demeci “SHP ile ANAP kokteyl parti, bütünleşme DSP’de gerçekleşecek” oldu.
Ecevit’ten 10 yıl sonra Deniz Baykal da benzer bir yol izleyecek o da bir seçim hezimetiyle istifa ettikten sonra yeniden geri gelecekti. Sosyal demokratlarda tarih hep tekerrür etmekteydi.
1987 Seçimleri’nin SHP’de de siyasi sonuçları oldu. CHP’nin gerçek temsilcisi olarak kendisini tarif eden parti, SODEP-HP birleşmesi sonrası yüzde 24,8 oy alarak birinci parti olma hayalinin epey uzağında kalmıştı. 12 Eylül öncesinde yıldızı parlayan Deniz Baykal, bu seçimle yeniden TBMM’ye seçilmiş ve partinin grup başkan vekillerinden biri olmayı da başarmıştı. Baykal ve arkadaşları, Parti Meclisi’nde genel sekreter Fikri Sağlar’la bilek güreşine girmiş ardından olağanüstü kurultay talebinde bulunmuşlardı. Yaşananlar üzerine siyasetten çekilme kararı alan İnönü, Aydın Güven Gürkan’ın aday olmayı kabul etmemesi üzerine yeniden görevine dönmeye razı oldu.
SHP, sürekli kurultaylar partisine dönüyor
İnönü-Baykal rekabeti başlıyordu, ilk kapışma için 25 Haziran 1988 tarihinde toplanacak 2. Kurultay’a randevu verildi.
Parti kaynıyor, kulisler yanıyordu. 25 Haziran 1988’de toplanan kurultaydan birkaç gün önce il başkanları ile bir araya gelen İnönü, tek bir liste oluşturulması önerisini kabul ettiremedi. Kurultayda İnönü’nün 17 il başkanı ile yaptığı listenin dışında Baykalcıların ve Sol Kanat’ın listesi yarışacaktı. İnönü genel başkanlık için yarıştığı İsmail Cem’i (710-151) rahat geçti ama zafer Baykalcılarındı. Eski İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan’dan sonra en çok oyu alan Deniz Baykal kendi ekibinden 27 ismi 44 kişiden oluşan Parti Meclisi’ne sokmayı başardı. “Kendimi etimle kemiğimle örgüte teslim ediyorum” sözleriyle çok alkış alan Baykal, nihayet partinin genel sekreteri olurken MYK’da da çoğunluğu elde ederek kurultaya damgasını vuruyordu.
Kurultay partinin istediği kan değişimini daha doğrusu deveranını çok hızlı bir şekilde sağladı. 1989 Yerel Seçimleri’nde oyların yüzde 28,7’sini alarak birinci parti olan SHP, 6 büyükşehir, 39 il, 283 ilçe ve 327 beldede zafere ulaştı. Yelpazenin sol kanadındaki diğer parti DSP ise aldığı yüzde 9 oy ile 10 ilçe ve 28 belde başkanlığı ile yetindi. DYP yüzde 25,1 oy oranıyla ikinci, ANAP ise yüzde 21,8 oy oranıyla üçüncü parti olmuştu. Muhalefet, 1990’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde TBMM çoğunluğuna sahip ANAP’ın Turgut Özal’ı cumhurbaşkanı seçmesini engellemek için erken seçim çağrılarına başladı.
Ancak daha sonra bir çığa dönüşecek kartopu yuvarlanmaya başlamıştı bile. Bu yetmezmiş gibi Paris’teki Kürt Konferansı’na katılan aralarında Ahmet Türk, Mahmut Alınak ve Salih Sümer’in de bulunduğu 7 milletvekili SHP’den ihraç edildi. Buna tepki gösteren Abdullah Baştürk, Fehmi Işıklar ve Cüneyt Canver de istifa edince bu ekip 7 Haziran 1990’da Halkın Emek Partisi’ni (HEP) kurdu.
15 Temmuz 1990’da kamuoyuna duyurulan ve altında Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Eşref Erdem ve Cumhur Keskin’in imzası bulunan rapor, “Kürt kimliğini kabul etmesine” hatta ‘Kürt kökenliyim’ diyenlerin anadilde konuşabilmeleri ve yazabilmeleri güvence altına alınmalıdır” demesine rağmen o seçmen tabanında karşılık görmeyecekti. Rapora en büyük tepkiyi gösterenlerden biri de daha sonra Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani aracılığıyla PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’la bir barış süreci başlatma uğraşı verecek olan Turgut Özal’dı.
Baykal - İnönü ile giriştiği yarışı üç kez kaybediyor
Partideki İnönü - Baykal rekabeti de sertleşiyordu. İnönü, Baykalcı genel sekreter yardımcısı Erol Çevikçe’yi görevinden almak isteyince kızılca kıyamet koptu. Baykal ile birlikte MYK istifa etti ve 29 Eylül’de olağanüstü kurultaya gidilme kararı alındı. Erdal İnönü, partide babasınca daha önce birkaç kez başvurulan yöntemi tercih etti, resti çekti, “Ya Baykal ya ben” diyerek eski genel sekreterini genel başkan adaylığına çağırdı.
İnönü ve Baykal ayrı ayrı illeri gezdiler; Baykal İzmir’de konuşturulmadı. İstifa eden MYK üyeleri korsan toplantı yapıp karar aldı, İnönü bu kararların geçerli olmadığını söyledi, süreç İnönü’nün olmadığı PM’de tartışıldı, partide gerilim artıyordu. Genel başkanlığa adaylığını açıklayan Baykal, yanına bir önceki kurultayın genel başkan adayı İsmail Cem’i de aldı.
Milletvekillerinin 41’i İnönü’yü, 36’sı Baykal’ı destekliyordu, il örgütlerinde de durum farksızdı. SHP adeta ortadan ikiye bölünmüştü. 30 Eylül 1990 gününün ilk saatlerinde sonuç belli oldu, İnönü 504, Baykal 406 delegenin oyunu almıştı. Baykal’ın İnönü’ye karşı kaybettiği ilk kurultaydı ama son kurultay olmayacaktı.
İki genel başkan adayı 27 Temmuz 1991’de toplanan SHP’nin 3. Kurultayı’nda bir kez daha yarıştılar. Baykal oyunu 451’e çıkarsa da 531 delegenin desteğini alan İnönü’ye bir kez daha kaybediyordu. İnönü’nün üstünlük sağlamasında büyük rol oynayan Sol Kanat, genel sekreter tercihinde SHP liderinden ayrılıyor ve Onur Kumbaracıbaşı yerine Hikmet Çetin’i göreve getiriyordu. Bu kaosta gidilen erken seçimlerde İSKİ skandalı kadar HEP ile yapılan ittifak, özellikle Karadeniz ve Ege’de oy kaybına neden olacaktı. Seçimden birinci DYP ve Süleyman Demirel çıkarken, çiçeği burnunda genel başkan Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı ikinci, SHP ise üçüncü olmuştu.
SHP, parti içindeki bazı itirazlara rağmen DYP ile koalisyonu tercih etti. Yaşanan hüsran bir kez daha kurultayı mecbur kıldı. İnönü ve Baykal üçüncü ve son kez kozlarını paylaşmak için sahnedeydiler. Baykal koalisyondan ayrılmayı, İnönü iktidarda kalmayı savunuyordu. Ankara Atatürk Spor Salonu’nda kongrenin ilk günü yumruklar konuştu. Kendisini “Yeni Sol” olarak takdim eden Baykalcılar bu kez 44 kişilik Parti Meclisi’ne 17 kişi sokarken genel başkanlık yarışında İnönü üçüncü kez Baykal’a (516-486) üstünlük sağlıyordu.
İnönü ve SHP’nin desteğiyle CHP yeniden açılıyor
27 Ocak 1992 günü Baykal artık kendisine SHP’de bir gelecek olmadığına kanaat getiriyordu. Aradığı fırsat yıl bitmeden ayağına gelecekti. Üstelik topu yuvarlayan da ezeli rakibi Erdal İnönü olacaktı. 12 Eylül’ün kapattığı siyasi partilerin açılması için düzenlenen yasaya en büyük desteği SHP lideri veriyordu. İnönü’ye göre, CHP’nin yeniden açılması SHP’yi güçlendirecekti. SHP Genel Başkanı belki de CHP’nin bir vadede partisine katılarak yeni bir nefes vereceğini hesap ediyordu.
Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi yeniden açılmayı tercih etmezken, MÇP yeniden MHP adını almaya karar verdi. Ecevit’in “açılmasın” talebi ile İnönü’nün “bize katılın” talebini reddeden eski CHP Genel Sekreter Yardımcısı Erol Tuncer, 9 Eylül 1992’de partiyi kurma kararı aldı.
SHP’den ayrılan Deniz Baykal ve arkadaşları ise yeniden kurulan CHP’de yönetimi kazanmak için çoktan kolları sıvamışlardı bile. Hatasının farkına varan İnönü, CHP’nin 25. Kurultayı’ndan bir gün önce “Eski partilere yaşam hakkı verilerek yanlış yapıldı” diyerek nafile bir özeleştiri verecekti.
Beklenen şarkı: CHP’nin dördüncü genel başkanı Baykal oluyor
İnönü’ye üç kez kaybeden Baykal için uzun süredir aktif siyasetten uzak kalan Erol Tuncer görece kolay bir lokmaydı. Önce salonun hakimiyetini ele geçirdi Baykalcılar sonra kürsünün. Ecevit’in davetli olduğu halde mesaj gönderdiği, İnönü’nün bizzat katılarak Baykal’la el sıkıştığı kurultayda delegenin kararı kimseyi şaşırtmadı. Erol Tuncer’i 227 oyla geçerek 679 delegenin desteğini alan Deniz Baykal, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit’in ardından CHP’nin dördüncü genel başkanı oldu. Listesi de kurultayda tulum çıkardı.
“Yeni CHP yeni lider hedef iktidar” sloganıyla CHP Genel Başkanı olan Baykal, partisini hiçbir zaman iktidara taşıyamayacaktı. Ama bu tercih başta Erdal İnönü olmak üzere, hiç kimsenin hesap etmediği çok ciddi siyasi sonuçlar doğuracaktı. Hem de çok kısa süre içinde.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Stüdyo recap’in kadrosu; parlamento muhabiri Yıldız Yazıcıoğlu, politika muhabiri Hilmi Hacaloğlu, editör Gözde Ocak ve dijital iletişim uzmanı Demet Şöhret’in bir araya geldiği 4 kişilik bir ekip.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@turkeyrecap.com
Sosyal medya hesaplarımız:
Youtube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap













