Kurultayların CHP’si, CHP’nin Kurultayları
Yazı Dizisi / Bölüm 3: Değişim ve zafer: Halk Partisi iktidarda
CHP’de kurultaylar tarihine, Türkiye’nin siyasi tarihini ve güncel siyasi gelişmeleri odağımıza alarak yakından bakıyoruz. Yazı dizimizin üçüncü bölümü yayında.
Kurultayların CHP’si, CHP’nin Kurultayları
Yazı dizisi / Bölüm 3:
Değişim ve zafer: Halk Partisi iktidarda
Cumhuriyet Halk Partisi, 1973’te yeniden birinci parti olacaktı ama bunu yapmak için önce prangalarından kurtulması gerekiyordu. O gün de iktidar hedefine ulaşmanın yolu halkla buluşmaktan geçiyordu. Bunun için de makamlarını korumak için kurucu değerlere ihanet edildiğini söyleyenlerle hesaplaşmak kaçınılmazdı. Ortanın Solu ve bu fikrin bayraktarlığını yapan Bülent Ecevit, elbette “Milli Şef”in desteğiyle Feyzioğlu ve arkadaşlarına üstünlük sağlamıştı ama parti içi kavga kazanı kaynıyordu.
Ecevit, 12 Ekim 1969 Seçimleri’ne giderken Ortanın Solu’nun ideolojik çerçevesini ortaya koyan bir programın hazırlanması için kolları sıvadı. Yaz başında program hazırdı ve CHP Genel Sekreteri, programı kâh basına kâh Anadolu’da bir köy kahvesinde halka anlattı.
Programdan en fazla öne çıkan slogan sonraki 11 yıl boyunca da sık sık kullanılacak “Toprak işleyenin su kullananın” olsa da Ecevit, “İnsanca bir düzen için halktan yetki istiyoruz” üst başlığıyla yayınlanan “CHP’nin Düzen Değişikliği Programı” ile bambaşka bir şey yapmak istiyordu. 27 Mayıs sonrası yeniden bürokratik “devlet partisi” olarak konumlanan CHP’yi yeniden “halk partisi” yapmak istiyordu.
CHP Genel Sekreteri, bugün partiyi “devlet aklı” ile uyumlu hale getirmek isteyenlerin kendi meşruiyetleri adına ortaya attığı “arınma” kavramını tam tersi bir noktadan tartışmaya açtı. Düzen Değişikliği Programı’nın 127. sayfasında daha sonra kurdukları sağ Kemalist Güven Partisi ile Milli Cephe hükümetlerine eklemlenecek Feyzioğlu ve arkadaşlarını -ki bunlara Kemal Satır ve arkadaşları da katılacak ve Cumhuriyetçi Güven Partisi adını alacaklardı- CHP’yi halka yabancılaştırmakla itham ediyordu:
“Cumhuriyet Halk Partisi, şimdi halktan uzak olanlardan arınmıştır. Çok partili demokratik rejime geçiş, Cumhuriyet Halk Partisine, kendi iç yapısını bu çevrelerden arındırma fırsatını sağlamıştır. Gerçekten, halk yararına reformları, örneğin toprak reformunu engellemek isteyenlerden bazısı, çok partili döneme girilince, Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılmışlardır. Engellemelerini dışarıdan sürdürmeye koyulmuşlardır. Fakat Cumhuriyet Halk Partisindeki arınmanın, bu halkçı partiyi halka karşı olanlardan kurtarmanın tamamlanması, ancak Ortanın Solu hareketinden sonradır. Bu hareketin getirdiği bölünme, Cumhuriyet Halk Partisini halktan uzak tutan, yaygın ve köklü bir altyapı devrimine girişmekten alıkoyan bütün iç engelleri temizlemiştir. Bu arınma, Cumhuriyet Halk Partisi ile halk arasındaki yabancılaşmayı sona erdirmiştir. Bu arınmayla Cumhuriyet Halk Partisi kendi kendine yabancılıktan da kurtulmuş; daha çok özleşmiş, daha çok halklaşmıştır.”
Ecevit, yurt gezilerinde Kayseri, Konya, Kars, Manisa, Aydın demeden dolaşıp CHP’nin halkçı “düzen değişikliği” programını anlatırken İnönü ise radyo konuşmaları ve özel demeçleri ile seçim kampanyasına omuz veriyordu. Halkla, seçmenle, örgütlerle doğrudan temas kuran Ecevit öne çıkarken bir zamanlar “Seni ben bile kurtaramam” diyen İnönü’nün “kuyudan adam çıkarma” stratejisi ile Demokrat Partililere siyasi af taraftarı olması; orduda, Adalet Partisi’ne muhalif medyada, öğrenci gençlikte tepki topluyordu. Hatta Demokrat Partililerin affedilmesi için Celal Bayar ile bir araya geldi, İnönü. Ama siyasi kriz dönemlerinde yaşanan baş döndürücü bir trafiğin sonunda af yasası seçim sonrasına ertelendi. Ama CHP buradan da yarayla çıkmıştı.
1969 seçimlerinde oyu yüzde 52,9’dan yüzde 46,5’e düşse de 450 milletvekilinden 260’ını kazanan Adalet Partisi için zafer, Güven Partisi’nin ayrılığına rağmen oyunu hemen hemen koruyan Cumhuriyet Halk Partisi için ise hüsrandı. Parti içi muhalefetin liderlerinden Grup Başkan Vekili Kemal Satır yenilginin sorumluluğunu Ecevit’in kucağına bırakmak istese de İnönü yine dengeyi koruyacak “Bülent görevine devam edecek ama eleştirileri dikkate alacaktır” diyecektir. Ancak Ecevit’in yolundan dönmeye niyeti yoktur, bir yandan genel grevi savunacak diğer yandan “Atatürk sağ olsaydı kendi devrimlerinden daha ileri giderdi” sözleriyle “doktrin yazarsak donarız” diyen Atatürk’ün devrimciliğine vurgu yapmaktan geri durmayacaktı.
Taraflar bir kez daha kozlarını kurultayda paylaşacaklardı. İstanbul İl Kongresi’nde Ali Topuz’un kazanmasıyla rahatlayan Bülent Ecevit, kurultaydan birkaç gün önce yapılan kadın kolları ve gençlik kolları kurultayında da gücünü pekiştirdi.
Gençlik Kolları Genel Başkanlığı’na seçilen Süleyman Genç’in “Liberal bürokrat güçlerin ve diktacıların parti içinden tasfiyesine kadar Ortanın Solu kavgası devam edecektir” demesi parti gençliğinin de genel sekreterin yanında durduğunu netleştirmişti.
İstanbul kongresindeki kavgaların kurultayda da yaşanmasını istemeyen İnönü, Ecevit’in “İnönü’nün desteği olmasa bu kurtlardan bizi halk bile kurtaramaz. Biz bu kurultayla büyük devrimci İnönü’nün Atatürk ile başlattığı büyük devrim hareketini demokratik rejim içinde bütünleştirmeyi başaracağız” şeklindeki açıklamasına rağmen “gürültü istemiyorum” diyerek tarafsız/dengeci pozisyonunu koruyordu. Ecevit’e dönük eleştiriler yalnızca Nihat Erim ve Kemal Satır gibi muarızlarından gelmiyordu. Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan yazılar da 1969 seçim yenilgisinden sorumlu tutulan Ecevit’in altyapı devrimlerine dönük vurgusunun, Atatürk’ün üstyapı devrimlerini değersizleştirdiğini söylüyordu. Ali Ulvi de kurultayın birinci günü yayınlanan karikatürüyle adeta geleceği okuyordu.
Salondaki havaya rağmen Kemal Satır, partideki demokratik teamüllere sadık kalarak listesini yaptı. Ancak delegenin tercihi listesinden yalnızca kendisini ve Kemal Demir’i Parti Meclisi’ne sokabilen Kemal Satır’ı değil, “Hiçbir listeyi desteklemiyorum. Ecevit’le çalışacağım ama Grup Başkanvekilleri yakın arkadaşlarımdır. Parti Meclisi’nde bulunmaları gerekir” diyen İsmet İnönü’yü de şaşırttı. Zira İnönü PM’de Ecevit’i dengeleyebilecek bir dağılım istiyordu. Ama sonuç hiç de öyle olmadı.
Kurultay konuşmasında, “Aslında benden istenen şu, ben köy köy, kent kent dolaşacağım. Davul benim sırtımda olacak. Genel merkezde elinde tokmak birtakım yöneticiler olacak. Devrim yapmak isteyenler Atatürk’ün saraydan çıkıp gittiği gibi halka gitsinler. Kadro değişikliği olmuştur. Tükenenler kendi kendilerini tasfiye ediyorlar” diyen Ecevit, Satır’a kendi listesinde yer verdiğinden tek fireyle tulum çıkardı. 12 Mart Muhtırası’ndan sonra partide kırılma yaratacak CHP’nin güçlü adamı Nihat Erim, PM’ye giremediği gibi kurultay konuşmasında delegenin “ağla ağla” eleştirilerine muhatap oluyordu. Kurultaydan bir gün sonra, “CHP’nin laiklik inancında sapma var” diyen CHP Grup Başkan Vekili Kemal Satır, Bolu Milletvekili Kemal Demir ile birlikte Parti Meclisi’nden istifa etti. Satır, Ecevit’in toprak işgallerini devrimci bir eylem olarak değerlendirmesini de Atatürk’ün devrimciliğinden uzaklaşmak olarak değerlendiriyordu. İsmet Paşa ise kendisine sorulan bir soru üzerine, “Toprak işgali kanun dışı bir eylemdir ama devrimci bir eylemdir” diyerek iki tarafı da üzmeyen bir tutum aldı. Bu arada şu notu da düşmekte fayda var. 20. Kurultay, 15-16 HaziranBüyük İşçi Direnişi’nden neredeyse iki hafta sonra meydana geldi ve köylülerin toprak işgalini devrimci eylem olarak gören Ecevit, işçilerin fabrika işgallerine kesin bir dille karşı çıktı.
Türkiye 1971’in ilk aylarına “buhran”la girdi. Öğrenci olayları büyüyor, üniversiteler ardı ardına kapatılıyor, Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi öğrenci liderleri polis takibine alınıyordu. Her ne kadar Başbakan Demirel, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile görüştükten sonra “bir rejim buhranı” yok dese de ana muhalefetin lideri İsmet Paşa, Cumhurbaşkanı’nın Demirel’e verdiği desteğin sistemi krize soktuğunu vurguluyordu. Başbakan, görüşme sayısını arttırdığı MİT Müsteşarı Fuat Doğu aracılığıyla ordunun nabzını tutmaya çalışıyor ancak yeterince güçlü ve doğru istihbarat alamıyordu.
Mart başında Deniz Gezmiş ve arkadaşları dört Amerikalı askeri kaçırdı, sonrasında müzakere için CHP PM üyesi de olan Anayasa profesörü Muammer Aksoy’dan yardım istediler, birkaç gün sonra askerleri serbest bıraktılar. Ankara’da hava sertleşiyordu, Yüksek Komuta Konseyi, Başbakan Demirel’in istifasını istedi. Gazetelere haber olan bu talebi Başbakan Demirel dikkate almayınca muhtıra verildi, “Ordu, şartları uygulanmazsa yönetime el koymaya kararlıydı.”
Her zaman askerlerin sivil idareye tabi olmasını savunan Demirel, muhtırayı Anayasa’ya uygun bulmasa da görevinden istifa etti. İnönü, önce “Biz demokratik rejim dışında başka bir rejimi kabul etmeyeceğiz” dese de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile yaptığı görüşmeden sonra askerlerin adayı eski Kara Kuvvetleri Komutanı Fikret Esen yerine Nihat Erim’in isminin öne çıkmasıyla pozisyon değiştirdi. İnönü’yle baş başa yaptığı görüşmede bu durumu fark eden Bülent Ecevit ise 12 Mart’ın yükselişteki Ortanın Solu’nun önünün kesilmesi olarak değerlendiriyor, askerlerin kurduğu rejime partiden bir başbakan verilmesine karşı çıkıyordu. Önce genel sekreter yardımcıları Turan Güneş ve Besim Üstünel’e genel sekreterlikten ve milletvekilliğinden istifa edeceğini açıkladı. Güneş ve Üstünel bunu doğru bulmadılar, ardından konuştuğu Deniz Baykal kararının doğru olduğunu söyledi. Daha sonra yerine genel sekreterliğini üstlenecek Kamil Kırıkoğlu, Ecevit’i sadece genel sekreterlikten istifa etmesi gerektiğine ikna etti. Ecevit istifa mektubunda, “CHP için çok hayati saydığım bir konuda görüş ayrılığına düşmüş bulunuyoruz. Eşsiz önderliğinizle bugüne kadar bana yol gösterdiniz. Size sonsuz şükran ve minnet duygularımı yaşadıkça içinde taşıyacağım. Yürekten saygılarımı sunarım” ifadelerini kullandı. Daha sonra “Paşam ben sizin karşınıza çıkmak için değil, karşınızdan çekilmek için istifa ettim” diyecek Ecevit, son derece nazik ifadeleriyle İnönü’ye bayrak açtığını ilan ediyordu.
Ertesi gün düzenlediği basın toplantısında ise “Bu muhtıra bazı kumandanların iradeleri dışında bir saptırmayla Ortanın Solu’ndaki CHP’ye darbe sonucunu vermiştir. Ben CHP’nin halk iradesi dışında iktidara gelmesine ya da gelmiş gibi olmasına razı olamam” dedi. Aynı gün toplanan CHP Parti Grubu’nda 141 milletvekilinden 75’i, 34 senatörden 21’i Erim Hükümeti’ne bakan verme kararı almıştır. İnönü, Meclis Grubu’na bir şekilde hakim olmayı başarmıştı ama Parti Meclisi’nde işler kendisi için hiç kolay olmayacaktı. Ecevit’in hakimiyetini kırmak için İstanbul, Ankara ve İzmir yönetimlerini feshetmek üzere Merkez Yönetim Kurulu’ndan karar çıkartmak amacıyla baskı uygulayan İsmet Paşa, Ecevit’in yerine genel sekreter seçilen Şeref Bakşık’ın itirazlarıyla karşı karşıya kalıyordu. Sonunda Bakşık istifa etti bu kez göreve tam bir “demir leblebi” olan Kamil Kırıkoğlu seçildi.
Kırıkoğlu ve İstanbul örgütündeki Karadeniz grubunun önderlerinden Orhan Eyüboğlu İsmet Paşa’nın isteklerine karşı çıkmayı sürdürüyordu. Paşa, “Bunların defterini düreceğim, kurultaya gideceğim” diyordu. Kemal Satır’ın kenti Adana’daki ilk kongresinde kılıcı çekti İsmet Paşa, “Partideki bölücülerin hedefi genel başkandır” diyerek Ecevit’i “bölücü”, kendisini de “hedef” olarak gösterdi. Ama Ecevitçilerin adayı kazandı. Ankara kongresinde ise daha açık oynadı, “Bugünkü ihtilaf Ecevit-İnönü ihtilafıdır” diye konuştu ama sonuç değişmedi yine Ecevitçiler kazandı. Çanlar artık Parti Meclisi toplantılarına “tertipler var” diyerek katılmayan, sadece Meclis Grubu’na iştirak eden İsmet İnönü için çalıyordu.
Bu arada şu ilginç ayrıntıyı da dikkatlere sunmak gerekiyor. Meclis Grubu’ndan Deniz Gezmişlerin idamını Anayasa Mahkemesi’ne götürme kararı çıkartamayan İnönü soluğu aylardır uğramadığı Parti Meclisi’nde aldı ve burada alınan kararla Denizlerin idamı Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Buzların eridiği bu durumu kaçırmayan İsmet Paşa, “Siz Ecevit’in elinde oyuncak oldunuz. Kurultayı kendim toplayacağım” deyince Kamil Kırıkoğlu, “Biz aşiret değil parti yönetiyoruz Paşam. Parti Meclisi bütün yetkilerini kullanmaya kararlıdır” yanıtı verir. Köprüler atılmıştır; Paşa, kurultayı tüzükte yazdığı gibi Merkez Yönetim Kurulu’nun hazırlamasını bir genelgeyle devre dışı bırakır. Erim Hükümeti’nde yer alan CHP’li bakanlar aracılığıyla kadın ve gençlik delegelerinin oy kullanmasını engelleyen yasa değişikliğini çıkarttırır. 164 delegenin oy kullanması engellenir. Kemal Satırcılar 369 delegenin imzasıyla “Partinin Atatürkçü değerlerden uzaklaşıldığı” iddiasıyla 5 Mayıs 1972 tarihinde olağanüstü kurultay çağrısı yapar. TRT, haberlerinde Satır’dan “5. Olağanüstü Kurultay’ın öncüsü” olarak bahseder.
Kurultay sabahı İnönü’nün kalp krizi geçirdiği haberi gelince kurultay bir gün ertelenir. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarının gerçekleştiği 6 Mayıs günü CHP’nin 5. Olağanüstü Kurultayı toplanır. Kurultay başkanı 158 oy farkla Ecevitçilerin adayı Kars senatörü Sırrı Atalay seçilir. İsmet Paşa kurultay konuşmasında lafı hiç eğip bükmez, “Sorunlarımız hem ben hem Bülent’in birlikteliği ile çözülmez” diyerek “ya ben ya o” tercihini delegenin önüne bırakır.
Kemal Satır, Ecevit’i Atatürk’ü küçümsemekle, siyasal oportünizmle, aydın halk ikiliği yaratmakla, rejimin kaderini kötü etkilemekle suçladı. Sonunda oylamaya geçildi. İnönü, partinin rayına geri dönmesi için Parti Meclisi’nin değiştirilmesini istemişti ama delege 509’a karşı 709 oyla güvenoyu verdi. Bir gün sonra İsmet İnönü 33 yıl 4 ay 11 gün genel başkanlığını yaptığı partinin genel başkanlığından çekildiğini yazan bir mektubu genel merkeze gönderdi. Ertesi gün Kemal Satır ve beraberindekilerin dil dökmeleri sonuç vermedi, Paşa dinlenmek için Yalova’ya gitti.
Parti Meclisi, genel başkan seçim tarihi olarak 14 Mayıs tarihini belirledi. İsmet İnönü, Demokrat Parti’ye kaybettikten 22 yıl sonra bu kez genel başkanlık koltuğunu da Bülent Ecevit’e bırakıyordu.
Genel Başkanlık için 709 oy alması gereken Ecevit, 826 oyla Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nin üçüncü genel başkanı oluyordu. Bu demokratik değişim sandığa da yansıyacak, Halk Partisi 1973 seçimlerinde oyunu yaklaşık altı puan arttırarak Türkiye’nin birinci partisi olacaktı. Üstelik Kemal Satır ve arkadaşlarının istifa etmesi ve kurdukları Cumhuriyetçi Parti’yi Turhan Feyzioğlu’nun Güven Partisi ile birleştirerek Cumhuriyetçi Güven Partisi ile seçime girmeleri de bu ilerleyişi engelleyemedi. Halk yolunu buluyordu. Fakat parti içi çalkantıların bittiğini zannedenlerin yanılmaları ise hiç de uzun zaman almayacaktı.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Stüdyo recap’in kadrosu; parlamento muhabiri Yıldız Yazıcıoğlu, politika muhabiri Hilmi Hacaloğu, editör Gözde Ocak ve dijital iletişim uzmanı Demet Şöhret’in bir araya geldiği 4 kişilik bir ekip.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@turkeyrecap.com
Sosyal medya hesaplarımız:
Youtube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap















