Kurultayların CHP’si, CHP’nin Kurultayları
Yazı Dizisi / Bölüm 4: CHP’de zaferin de hezimetin de sorumlusu parti içi muhalefet
CHP’de kurultaylar tarihine, Türkiye’nin siyasi tarihini ve güncel siyasi gelişmeleri odağımıza alarak yakından bakıyoruz. Yazı dizimizin dördüncü ve son bölümü yayında.
Kurultayların CHP’si, CHP’nin Kurultayları
Yazı dizisi / Bölüm 4:
CHP’de zaferin de hezimetin de sorumlusu parti içi muhalefet
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi, tarihin ilginç bir cilvesi olarak Demokrat Parti’nin iktidara gelişinin 22. yıl dönümünde 14 Mayıs 1972 günü Atatürk ve İnönü’den sonra üçüncü genel başkanını seçmek için toplandı.
Genel başkanlıktan istifa eden ve Yalova’da bulunan İsmet Paşa’nın yokluğunda toplanan kurultaya katılan 913 delegeden 826’sı, yakın gelecekte tarihe “Karaoğlan” olarak geçecek Bülent Ecevit’ten yana oy kullandı.
CHP’nin üçüncü lideri, İnönü’nün genel başkanlıktan istifa ettiği 5. Olağanüstü Kurultay’ın hemen bir hafta sonrası toplanan “Genel Başkanlık Seçimli Özel Kurultayı”ndaki teşekkür konuşmasında, “Bir devrimci yol ilk kez halkın bilincinde biçimleniyor. Bir yeni dünya ilk kez halkın ve halkla bütünleşen bir örgütün düşüncesinde oluşuyor” diyordu.
“Ortanın Solu” çizgisinden bile rahatsız olan kadrolar, bu sözlerden hiç memnun kalmamıştı. Eski Milli Türk Talebe Birliği Başkanı Kamuran Evliyaoğlu ve 12 Eylül darbesi sonrası Şişecam Genel Müdürü olacak Talat Orhon, birkaç ay içinde istifa sağanağına dönüşecek kopuşların ilk öncüleri olarak partiden ayrıldılar.
İsmet İnönü: “CHP’de çift başlılık yoktur”
Kemal Satır ise, zamanın ruhunun farkında olmaksızın İsmet Paşa’yı yeniden genel başkanlığa döndürmek istiyordu. Hatta Paşa da 30 Haziran 1972 günü yapılacak 21. Olağan Kurultay öncesi Malatya kongresinde kürsüye çıkmayı kabul etti.
İsmet İnönü, eşi Mevhibe Hanım ve 10 kadar CHP milletvekili ile gittiği kongrede tüzük değişikliklerine karşı çıktı ama genel başkanlık adaylığı konusunda beklentisi olan Ecevit muhaliflerini hayal kırıklığına uğrattı. “Ben tanıyorsam herkes Ecevit’i genel başkan olarak tanıyacaktır. CHP’de çift başlılık yoktur. Adaylığımı koymayacağım” diyen İnönü, bu açıklamalarıyla eleştirileri saklı kalmak koşuluyla kurultay iradesinin arkasında durdu.
Bu arada Ecevit muhaliflerinin kazandığı tek il kongresi ise İsmet Paşa için “Adın temiz hatıran aziz kalacaktır” dövizi açılan Malatya kongresi oldu.
Ecevit örgütte ve genel merkezde güçlüydü ama Kemal Satır halen TBMM CHP Grubu’na hakimdi; genel merkezi güçlendirme amacındaki tüzük değişikliklerine karşı bildiri yayımladılar. İsmet İnönü de kurultayda yaptığı konuşmada Parti Meclisi’nin (PM) üstün yetkilerle donatılmasının genel başkana sıkıntı doğuracağı uyarısında bulundu.
Her ne kadar sonrasında şikayet ederek PM’yi kaldıracak olsa da Ecevit o gün o uyarıları dikkate almadı ve tüzük değişiklikleri geçti. Ecevit yine devrimci tonu güçlü bir konuşma yaptı; “CHP’nin halk oylarıyla iktidara gelebilmesinin önünde artık dışımızda bir engel kalmamıştır içimizdeki engelleri de aştıkça yolumuz açılacaktır. Devrimci partimizin en büyük devrimi demokrasidir.”
İnönü ile Ecevit arasına çizgi çeken konu 12 Mart konusundaki farklı tavırlarıydı. İnönü, muhtıra sonrası kurulan Nihat Erim hükümetine bakan vermek yönünde pozisyon alırken Ecevit buna karşı çıkmıştı. Bu kurultayda kabul edilen değişikliklerden biri de “Parti Meclisi yetkilerinin genişletilerek hükümet kurmaya, hükümete katılmaya, hükümetten çekilmeye ya da ayrılmaya yetkili kılınması” ve “Parti Meclisi’nin parti politikasının saptanmasında yetkili olması” idi. Bir süre sonra Ecevit bundan rahatsız olacak, her güçlü lider gibi PM’nin bu yetkilerini tırpanlamaya çalışacaktı.
CHP örgüt partisi olma yolunda: Şikayetler içinse parti içi çözüm ilkesi
Ayrıca hükümete katılma, hükümetten çekilme ya da ayrılma kararına uymayan bakanların istifa etmiş sayılmaları hükmü de getirildi. Bir başka önemli konu da bugün CHP Kurultay Davası’na dair bizi düşünmeye sevk ediyor. O gün kurultayda, “her kademedeki kongreler ve seçimlerle ilgili şikayetlerin yetkili kurullarca kesin karara bağlanmadıkça yargı organlarında dava konusu yapılmaması” ilkesi benimsendi.
CHP 21. Olağan Kurultayı’nda 52 milletvekili ve 13 senatörün katılmadığı seçimlerde Ecevit, kullanılan 1085 oyun 1030’unu alarak bir ay içinde ikinci kez genel başkan oldu, genel sekreter de Kamil Kırıkoğlu oldu. Daha sonra parti içindeki Karadeniz-İstanbul grubunu Ali Topuz ile birlikte yönetecek Orhan Eyüboğlu, parti içi anlaşmazlık sonucu istifa edecek Kırıkoğlu’nun yerine genel sekreterlik görevine getirilecekti.
Kurultayın kapanış konuşmasında Ecevit, “Devrimin halka değil halkın dışında ve üstünde ilerici aydın kadrolara dayanarak yürütüleceğine inananlar bizimle birlikte olamazlar. Devrimcilikleri bu halkçı anlayışla dayanmayanlar bugünün CHP’sine yabancı kalan bürokratik devrimcilerdir” ifadelerini kullandı. Bu adrese teslim sözler meyvelerini verdi.
Daha sonra SHP Genel Başkanı olacak Erdal İnönü’nün kayınpederi Ali Sohtorik, CHP İstanbul İl Başkanlığı’ndan istifa etti. Onu Orhan Kabibay, Ali İhsan Göğüş gibi isimler takip eder. 28 Temmuz’da da Kemal Satır partiden ayrılır. Bu ekip önce Cumhuriyetçi Parti’yi kuracak daha sonra 1967’de partiden ayrılmış Turhan Feyzioğlu ve arkadaşlarının kurduğu Milli Güven Partisi (MGP) ile birleşerek 44 milletvekiline sahip Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni (CGP) kuracaktı. Ama devletçi pozisyonuyla halkın tercihini anlayamadığı için CGP, 1973 seçimlerinde 13 milletvekili; 1977 seçimlerinde ise yüzde 1,87 oy oranıyla yalnızca 3 vekil çıkarabilecekti.
Bülent Ecevit hükümetten çekiliyor
CHP’deki asıl büyük kopuş yıl sonuna doğru gerçekleşecekti ama onun için Ecevit’in kendi çizgisiyle tutarlı kritik tercihte bulunması gerekecekti. Görevde Nihat Erim’in istifası sonrası Ferit Melen hükümeti vardı ve CHP’li bakanlar da kabinedeydi. Aslında Erim’in istifası sonrası ilk görev Suat Hayri Ürgüplü’ye verilmiş ancak kabine yetersiz görülmüştü ve Ecevit’in ilk kez genel başkanlığa seçilmesinden bir gün önce 13 Mayıs’ta istifa etmişti.
Başbakan olarak 5 Haziran’da güvenoyu alan Melen ise, eski CHP milletvekili ve MGP’nin genel başkan yardımcısıydı. Ekim ayı sonunda 3. Beş Yıllık Plan’ın Meclis’teki oylamasında Ferit Melen ile Bülent Ecevit arasında görüş farklılığı iyiden iyiye ortaya çıktı. Özellikle madenlerin özel sektöre açılmasına CHP net bir şekilde karşı çıktı ve reformları ileri bulmadığı görüşünü savundu. Melen’in buna yanıt olarak ise Ecevit’in istediği reformların ya da ıslahatların devletin çıkarlarıyla çeliştiğini söyledi.
Yaşananlara parti içinde en sert tepki Bülent Ecevit ile birlikte Turan Güneş’ten geldi ve PM toplantısında CHP’nin Melen hükümetinden çekilmesini savundular. 4 Kasım 1972’de CHP Parti Meclisi, bakanlarını çekti.
Ecevit’e gecikmiş 12 Mart tepkisi: İnönü partiden istifa ediyor
CHP Parti Meclisi ve Bülent Ecevit’in bu hamlesine yanıt bir gün sonra Pembe Köşk’ten geldi. 10 Mayıs 1946’da toplanan 2. Olağanüstü Kurultay’da “Ölene kadar CHP’li olarak kalacağım” diyen CHP’nin ikinci genel başkanı İsmet İnönü, bu sözlerin üzerinden çeyrek yüzyıl geçtikten sonra kurucusu olduğu partiden istifa etti.
İnönü, CHP Genel Başkanlığı’na gönderdiği istifa dilekçesinde, “12 Mart şartlarının nazik mahiyetini ciddiyetle muhafaza ettiği bir zamanda parti politikasını memleket için sakıncalı gördüğüm şekil ve istikamette değiştirme sebebiyle CHP’den ayrılmış olduğumu bilgilerinize saygılarımla sunarım” ifadelerini kullandı.
Bir zamanların “Milli Şef”i, 49 yıldır üyesi bulunduğu partiden bir paragraflık bir dilekçeyle istifa ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı, ikinci cumhurbaşkanı, Garp Cephesi Komutanı, Lozan Konferansı baş delegesi İsmet İnönü bu kararından bir yıl sonra 25 Aralık 1973’te de ebediyete intikal edecekti.
Ecevit 12 Mart’la hesabını kapatıyor
Ecevit’in 12 Mart’la hesaplaşması bitmemişti. İkinci hamlesini Cumhurbaşkanı adaylığında yaptı. Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanlığı’nda görev süresinin dolmasına birkaç gün kala kuvvet komutanları Çankaya Köşkü’ne çıkarak Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler lehine tutum aldıklarını belirttiler.
Gürler, Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etti, senatörlüğe seçildi ve Cumhurbaşkanlığı’na aday oldu. Adalet Partisi’nin adayı 27 Mayıs karşıtı emekli generalle yarıştı. Her ne kadar 35 milletvekili kararı tanımayarak seçimlere katılsa da Ecevit CHP’nin seçimlere katılmaması yönünde grup kararı aldırdı ve Demirel gibi 12 Mart’ın Kara Kuvvetleri Komutanı’nın karşısında durdu.
Arka arkaya yapılan oylamalarda sonuç alınamayınca bir ara Sunay’ın görev süresinin iki yıl uzatılması gündeme geldi ama bunu da İnönü’nün Senato’da yaptığı konuşma engelledi. Ve taraflar 50’lerin sonunda deniz kuvvetleri komutanı olarak görev yapan Fahri Korutürk isminde anlaştılar. Böylelikle Genelkurmay Başkanları’nın Cumhurbaşkanı olması geleneği engellenmiş oldu.
İç siyasetteki bu gelişmelerin ardından CHP, 14 Ekim 1973 Seçimleri’nde yeniden birinci parti oldu. Oyunu yüzde 33’e çıkaran parti kendisinden kopanların kurduğu cumhuriyetçi sağ CGP’ye rağmen milletvekili sayısını 185’e çıkardı ve MSP ile koalisyon kurdu.
Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştiren CHP-MSP koalisyonu çok uzun ömürlü olmadı. Özellikle siyasi af konusundaki anlaşmazlık koalisyonun sonunu getirdi.
CHP 22. Kurultayı’na Ecevit başbakan olarak gidemese de artık tartışmasız bir lider olarak Atatürk Spor Salonu’ndaydı. 14 Aralık 1974’te toplanan kurultayda, parti içi muhalif gruplar da yavaş yavaş kendisini göstermeye başlıyordu. Genel merkezden Eyüpoğlu-Topuz, eski Mülkiyeliler Cuntası Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe ve daha sonra Süleyman Genç ve Kemal Anadol etrafında şekillenecek sol kanat, Turan Güneş ve çevresi bu gruplar arasında öne çıkıyordu.
Ortanın Solu’ndan Demokratik Sol’a
Ecevit de rotasını “Ortanın solu”ndan demokratik sola kırmıştı bile. Kurultayda, “Bizim benimsediğimiz anlamda demokratik solcu tepeden inme değil temelden yükselme solculuktur. Halka rağmen solculuk değil, halk solculuğudur. Bizim solculuğumuzun sınırını halk çizer ve çizecektir” diyerek demokratik solun çerçevesini ortaya koyuyordu; “kısacası iktidarda halk olmalıdır.”
Hükümetten ayrılmasına rağmen 1975 ara seçimlerinde oyunu yüzde 41’e taşıyan Ecevit CHP’si, halkın umudu olmayı sürdürüyordu. Ancak hizipler arasındaki keskinleşme de devam etmekteydi.
Bir PM üyesinin ölümü sonrası yapılan seçim Baykal ve Topuz grubunu karşı karşıya getirdi. Baykalcıların adayı Uğur Alacakaptan’ın yerine Sami Kumbasar’ın seçilmesi aslında bir çeşit kuvvet testi oldu. Topuz-Baykal hizipleri 12 Eylül’e kadar karşı karşıya gelmeyi sürdürecekti.
31 Mayıs 1976’da CHP Ortak Grubu’nda Turan Güneş, Herkes küskündür, parti hiçbir dönemde bu hale gelmemiştir, köyle ilişkilerimiz zayıfladı” dedi, Süleyman Genç ise “Parti hemşehrilik şirketi gibi çalışıyor. İstanbul’da 19 ilçeden 13’ünün başında tüccarlar çalışıyor” diye tepki gösterdi. Sivas’ta konuşan Ecevit, “CHP içindeki çekişmeler tedirginlik ve üzüntü verecek ölçüye varıyor. Demokratik düzen değişikliğini önce parti içinde gerçekleştireceğiz. Ben Allende olmak istemem, düzeni değiştirirken çarkı durdurmak değil; çark dönerken değiştireceğim” dedi. Dönüşünde Parti Grubu’nda yaptığı konuşmada ülkede zorbalığa karşı mücadele eden CHP’nin kendi içinde zorbalıklara göz yummayacağını söyledikten sonra il kongrelerindeki kavgalara, “Partime vurmayın, acıyın” diyerek tepkisini ortaya koydu.
CHP 23. Kurultayı, 27 Kasım 1976’da toplandı. Ecevit, “Halk bizi iktidara getirmeye kararlıdır, gelmezsek bizim kabahatimiz olacaktır. Bütün partililerin CHP’nin güveni ve umutları sarsıcı davranışlardan kaçınmaları gerekir” dedi. Deniz Baykal ile Turan Güneş ise bunalım kavgası yaptılar. Baykal, parti içinde “bunalım yok” derken Güneş, Alacakaptan’ın seçimi kaybetmesi sonrası genel sekreter yardımcılığından istifa eden Baykal’ı bunalım yaratmakla suçladı. Kurultayda iki liste yarıştı ve Baykal’ın listesi kaybetti. Orhan Eyüpoğlu bir kez daha genel sekreter oldu.
Zaferden hezimete: 14 ayın kısa öyküsü
Türkiye’nin 1977 Seçimleri hiç de kolay değildi. 1 Mayıs Katliamı’ndan sonra Başbakan Demirel, istihbarattan saldırı notları geldiği gerekçesiyle Ecevit’i Taksim’de miting yapmaması konusunda uyardı. Ecevit hem büyük bir miting yaptı hem de Haziran 1977’de CHP’yi çok partili hayatta en yüksek oyla birinci partiliğe taşıdı.
Ancak yüzde 41,4’lük oy oranı Meclis’te çoğunluğu getirmedi. Önce azınlık hükümeti kurdu. Ecevit güvenoyu alamadı; ardından CGP, DP ve bağımsızlardan bir kabine kurdu ve güvenoyunu aldı. Bu hükümet birçok sorunu çözemeyecek. Tıpkı yıllar sonra SHP’yi eritecek Sivas Katliamı gibi Maraş Katliamı ile seçmen gözünde itibar kaybedecekti. Üstelik Maraş katliamı nedeniyle İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ve Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık istifa edecekti. Hilmi İşgüzar ve Tuncay Matarıcı gibi kabineye alınan Adalet Partisi kökenli bakanlar yolsuzluklara konu olacaktı.
1979 Ara Seçimleri’nde Adalet Partisi’ne 5-0’lık kayıp Bülent Ecevit’in başbakanlıktan istifasıyla sonuçlanacaktı. Cumhuriyet Halk Partisi bundan sonra bir daha hiç iktidara gelemeyecekti. Dağa taşa yazılan Karaoğlan efsanesi kayboluyordu. Bir büyük umut, bir kez daha büyük bir hayal kırıklığına dönüşecekti.
İki buçuk yıllık süre zarfında CHP bir küçük kurultay, bir olağan bir de olağanüstü kurultay yaptı. 31 Ocak 1977’de toplanan küçük kurultayda, “Devlet yönetimini yıllardır parselleyenlerin dar kadroculuk anlayışına son verirken bu tür eğilimlerin CHP’de asla yer bulamayacağı ve bulunmaması gerektiği kanısındadır. Demokratik öz eleştiri ve tartışma parti içinde kadrolaşmaya yol açmaksızın sürdürülecektir” görüşünü öne çıktı. Partinin acilen yeni kurultayı toplaması gerekiyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin uyarısına rağmen genel merkez bilgisayarla üye yazımını tamamlayamayınca olağanüstü kurultaya gidildi.
Ecevit, 29 Kasım 1978’de toplanan CHP 7. Olağanüstü Kurultayı’na tek listeyle gidileceğini açıklamıştı. Parti içi güç odakları Parti Meclisi’nin yeniden kurulmasını istiyor ancak Ecevit buna yanaşmıyordu. Olağanüstü kurultay çok gerilimli geçmedi, taraflar asıl kavgayı olağan kurultaya bırakmıştı.
Köyişleri Bakanı Ali Topuz, “Genel başkanımız Ecevit’tir bunu hepimiz kabulleniyoruz ama Ecevit tek başına ne partiyi ülkeyi kurtarabilir. Ne yazık ki 1979 yılında örgüt partisi olamamanın üzüntüsünü ve ezikliğini taşıyoruz. Sorunlarımızı iletmek için Ecevit’e ulaşamıyoruz” diyordu. Ecevit hem onunla hem Deniz Baykal’la ayrı ayrı görüştü ama Parti Meclisi talebini engelleyemedi. Bu iki grup bu konuda “birleşik muhalefet” oluşturmuştu. Turan Güneş’in liderlik ettiği 50 kişilik “sol kanat” milletvekili de bu talebi destekledi.
CHP 24. Olağan Kurultayı 24 Mayıs 1979’da toplandığında, Ecevit, 1981’de iktidar vaat etti. Parti Meclisi’ne karşı çıktı ve karizmasıyla kurultayı avucuna aldı. Kendisine dönük hamleyi bir kez daha savuşturmuştu. Baykal, Topuz’la ortak liste çıkarmayı reddedince 20 kişilik Genel Yönetim Kurulu tam da Ecevit’in istediği şekilde çıktı. Çünkü halen başbakandı ama o gün bir sonraki olağanüstü kurultaya başbakan olarak gitmeyeceğini de bilmiyordu o kurultayın katılacağı son CHP kurultayı olacağını da.
Ara seçimlerinde 5-0 kaybedip partinin oyunu da yüzde 41,4’ten yüzde 29’a düşürünce her sorumlu başbakan gibi yapması gerekeni yaptı Ecevit, iki gün sonra istifa etti. İki hafta sonra olağanüstü kurultayda örgütün karşısına ilk kez yenik bir lider olarak çıktı ve 4 Kasım 1979 günkü CHP 8. Olağanüstü Kurultayı’nda ilk kez tüm parti içi muhalefeti bir arada karşısında görüyordu. Baykalcısı, Topuzcusu, Güneşçisi, sol kanadı birleşmiş Parti Meclisi istiyordu. Daha doğrusu genel başkanda toplanan gücün dağılmasını istiyorlardı.
“Aldırma gönül aldırma” şarkısının çaldığı kurultay salonunda Ecevit’in tek bir çıkış yolu kalmıştı, ustası İnönü’nün daha önce iki kez çalıştırdığı ama sıra kendisine geldiğinde patlayan formülü: “Ya ben ya onlar”.
Şöyle dedi Ecevit kurultayda, “Kalacaksam parti içi kadrolaşmaya karşı daha açık ve kesin mücadele edeceğim. Bu sözümden tasfiye anlamı çıkaranlar var benim mazimde tasfiyecilik yok. Eğer kurultay bana onay verirse genel başkan olarak görevi sürdürürüm ama katı hizipçiliği reddeden bir ekiple görev yapabilirim. Şayet kurultay bana bu olanağı vermezse görevimi genel başkan olmadan da partimde sürdürebilirim.”
Karaoğlan bu yarıştan zaferle çıktı ama bu bir Pirus zaferiydi. Muhalefet listesi yaklaşık 60 oy fazla alsaydı Genel Yönetim Kurulu’nda (GYK) çoğunluğu ele geçirebilecekti.
Adım adım 12 Eylül Darbesi’ne doğru
1980 yılının Eylül ayına gelindiğinde birçok kıyamet alametleri belirmişti. Her şeyden evvel görev süresi sona eren Fahri Korutürk’ün yerine onlarca turda Cumhurbaşkanı seçilemiyor, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, sıkıyönetimin kaldırılmasını istiyor, enflasyonu düşüremeyen devalüasyonu engelleyemeyen 24 Ocak Kararları’nın mimarı Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal erken seçim talep ediyor, Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen MSP’nin verdiği gensoru ile düşürülüyor Başbakan Demirel buna çanak tutuyor, CHP’de muhalifler 101 kişilik yeni Parti Meclisi için tüzük değişikliği hazırlıyor, Ordu Valisi’nin arabası taranırken CHP Ordu İl Başkanı öldürülüyor, toplumsal gerilim artıyordu.
Parti içi muhalefetle boğuşan Ecevit, yalnız Özal tarafından değil TOBB ve TÜSİAD tarafından üretimdeki düşüşün sorumlusu ilan edilen tribündeki işçileri sahaya çağırdı ama iş işten geçmişti artık.
12 Eylül sabahı saat beş sularında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yönetime el koydu. Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren imzasıyla yayınmanan bildiride, “Parlamento hükümet feshedilmiştir, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir” dendi. Bülent Ecevit, Süleyman Demirel’le birlikte Çanakkale’de bulunan askeri tesis Hamzakoy’a götürüldü.
Ecevit, CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ediyor
Bir ay sonra Ankara’ya dönen Ecevit, arkadaşlarına 12 Mart’ta olduğu gibi görevinden istifa etmeyeceğini söyledi. 28 Ekim 1980’de Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Haydar Saltık’ın uluslararası basın temsilcileriyle yaptığı görüşmedeki sözleri Türk basınına Ecevit ve Demirel’in siyasi liderliğinin önünde engel olmayacağını yansıdı. Mesela Milliyet haberi manşetten, “AP ve CHP liderleri politikaya döner” başlığıyla duyurdu.
Haberin yansıyış şekli de Milli Güvenlik Kurulu’nun tepkisini çekmişti. Hemen ertesi günü anca 29 Ekim’de Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği imzasıyla yayımlanan bildiride yabancı basınla yapılan görüşmede “Ecevit ve Demirel’in siyasi lider olarak kalacağı” cümlesinin kurulmadığı söylendi.
Bir gün sonra CHP’nin Atatürk ve İnönü’den sonra üçüncü genel başkanı olan Bülent Ecevit, parti genel başkanlığından istifa etti. CHP Genel Başkanlığı’nda 8 yıl 5 ay 17 gün görev yapan Ecevit, son yıllarında parti için gruplarla mücadele etmekte zorluk çekiyordu. Eğer darbe olmasaydı yapılacak kurultayda gücünün büyük bir bölümünü de yitirecekti.
Yaklaşık bir yıl genel başkansız kalan CHP, Danışma Meclisi’nin kurulmasından bir gün sonra 16 Ekim 1981’de kapatıldı. Tabii yalnız CHP değil 12 Eylül darbesi sırasında faaliyette bulunan tüm partiler feshedildi. CHP, siyasi partilerin açıldığı 1992’ye kadar kapalı kaldı.
Belki de 12 Eylül sayesinde parti içi muhalefetten kurtulan Ecevit de hayal ettiği “dikensiz gül bahçesi” partiyi eşi Rahşan Ecevit’le birlikte kuracak ve Demokratik Sol Parti’yle (DSP) 1999 Seçimleri’nde birinciliği kazanacak ama yine başarısız bir koalisyon hükümeti kurmak zorunda kalacaktı.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Stüdyo recap’in kadrosu; parlamento muhabiri Yıldız Yazıcıoğlu, politika muhabiri Hilmi Hacaloğlu, editör Gözde Ocak ve dijital iletişim uzmanı Demet Şöhret’in bir araya geldiği 4 kişilik bir ekip.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@turkeyrecap.com
Sosyal medya hesaplarımız:
Youtube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap




















