CHP’de kurultaylar tarihine, Türkiye’nin siyasi tarihini ve güncel siyasi gelişmeleri odağımıza alarak yakından bakıyoruz. Yazı dizimizin ilk bölümü yayında.
Kurultayların CHP’si, CHP’nin Kurultayları - Yazı dizisi / Bölüm 1:
Türkiye günlerdir, hatta haftalardır mutlak butlanla yatıyor, mutlak butlanla kalkıyordu. Nihayet Kurban Bayramı tatilinden bir gün önce 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi “mutlak butlan” kararını açıkladı. Mahkeme koyduğu “tedbir” kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ni, 4 Kasım 2023’te toplanan 38. Olağan Kurultay’ın bir gün öncesine döndürdü.
Üç gün sonra polis, CHP’nin dış kapısını kırarak genel merkeze girdi ve birkaç saat içinde Özgür Özel üç kez genel başkan seçildiği partiden ayrılmak zorunda kaldı. CHP daha önce devletin çeşitli müdahalelerine maruz kalmıştı ancak ilk kez CHP içinde kişilerin şikayetiyle yasal sürenin dışında işletilen bir süreçle parti lideri ve partinin kurultaydan sonraki en üst kurulları değiştirilmiş oluyordu.
CHP 1981’de kapatılmıştı
106 yıllık Cumhuriyet’in en büyük tanığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’dir. Dahası tarihsel olarak Cumhuriyet’ten de eski. Zira 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası (HF) adıyla kurulan partinin birinci kurultayı olarak kabul edilir.
12 Eylül darbecileri, yeni Anayasa’yı hazırlayacak Danışma Meclisi üyelerinin açıklanmasından bir gün sonra diğer partilerle birlikte CHP’yi de 16 Ekim 1981’de kapattılar ama bunda Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra partinin genel başkanlığını üstlenen ve kendisini liderliğe taşıyan parti için çok seslilikten rahatsızlığını gizlemeyen Bülent Ecevit’in genel başkanlığından istifa etmesinin de rol oynadığını söylemek çok ileri gitmek olmaz.
Evet Halk Partisi kapatıldı ve ama murad edilen olmadı; CHP ölmedi. “Bu partinin doktrini olursa donarız” diyen kurucusunun çizdiği çerçevede kendisini sürekli yenileyen ilerici, laik, demokrat ve cumhuriyetçi gelenek önce Halkçı Parti’de sonra SODEP’te en son da Sosyal Demokrat Halkçı Parti’de (SHP) yaşamaya devam etti. Partinin yeniden açıldığı 9 Eylül 1992’den sonra yaklaşık 2,5 yıl sonra 18 Şubat 1995’te SHP ile “baba ocağı”nda birleşerek Türk siyasetindeki hikayesine yeniden kaldığı yerden devam etti.
Kimilerine fuzuli bir bilgi yükü gelebilecek bu arka planı yazmamızın nedeni şu, Cumhuriyet’in kurucu partisi ve bu siyasi gelenek bugüne kadar demokrasiyi kendi içinde işletmekten hiç vazgeçmedi. İlçe ve il kongreleri çoğunlukla birden fazla adaylı oldu. Kurultaylarında kavga gürültü kadar ideolojik mücadele de eksik olmadı. Ama her kurultay, memleketin demokrasi yolculuğunda yıllar boyunca tartışılacak izler bıraktı.
Sivas Kongresi’nde mandacılık kavgası
Aslına bakarsanız ilk kurultay olarak kabul edilen Sivas Kongresi’ndeki kavga az buz değildi. Geçtiğimiz günlerde Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen tedbir kararı sonrası yeniden genel başkanlığa gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun 40 yıllık dostu ve şimdi de genel başkan yardımcısı Bülent Kuşoğlu T24’ten Cansu Çamlıbel’le yaptığı söyleşide ana muhalefet partisine hukuk müdahalesini “devlet aklı” ile izah etmeye çalışırken, “Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı’nın son döneminde üç temel siyaset biçimi vardı; İslamcılık, batıcılık ve milliyetçilik. Başka siyasi çizgiler de vardı ama ana akım bunlardı. Bunları o zamanki devlet aklı, İttihat Terakki birleştirdi, bir mücadeleye girişti, sonra Türkiye Cumhuriyeti ortaya çıktı. Şimdi de ona benzer bir durum görüyorum” ifadelerini kullanmıştı. Ama İttihat Terakki’den Milli Mücadele’ye oradan da Cumhuriyet’e, Kuşoğlu’nun sandığı ya da düşündüğü kadar doğrusal ve kestirme bir hat yok.
Zira İttihat Terakki’nin işgal İstanbul’undaki “muhteşem bir örgütlenmesi” Karakol Cemiyeti’nin kurucu başkanı Kara Vasıf, Sivas Kongresi’nde Amerikan mandasını (müzaheret) savunuyordu. Tabii bu kongrede Heyet-i Temsiliye Başkanı seçilmemesi için Hamidiye kahramanı ve Bandırma vapurundaki yol arkadaşı, Büyük Taarruz ve Lozan Barış Anlaşması sırasında başvekili olan Rauf Bey’in de aralarında olduğu isimler çaba harcamıştı. CHP içinde o gün başlayan siyasi mücadele hiç bitmedi ve bu mücadele bir yanıyla demokrasinin, çok sesliliğinin bebek adımları oldu.
Kurultaylar A Takımı’nı belirler
CHP’nin ikinci kurultayına bugün Atatürk’ün Nutku olarak bilinen söylev damgasını vurdu. Siyasi kavga çok büyük olmadı çünkü Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşuyla Milli Mücadele’nin Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele gibi isimler partiden ayrılmış, Şeyh Sait İsyanı nedeniyle partileri kapatılmış, İzmir Suikasti davasıyla da siyasi sahnenin dışına itilmişlerdi.
İkinci Kurultay’da seçilen sekiz Genel Kurul İdare heyeti üyesinden üçünün (Recep Peker, Refik Saydam ve Celal Bayar) CHP iktidarında başbakanlık yapması üst kurulların parti için ne denli önemli olduğunun da bir başka göstergesi. 1929 Ekonomik Krizi’nden sonra kurulan Serbest Fırka’nın kapatılmasından bir yıl sonra toplanan üçüncü kurultayda (1931) ve dördüncü kurultayda (1935) devletçilik daha da güçlense de İş Bankası çevresini inşa eden ve Türkiye’deki sermaye kesiminin temsilciliğini üstlenmeye başlayan Celal Bayar ile İsmet İnönü arasında çekişme de kendisini göstermeye başlıyordu. İnönü partide hakimiyet sahibi olsa da Atatürk’ün desteğini alan Bayar, 1937’de başbakanlığa gelmesinden kısa bir süre sonra Atatürk’ün ölümüyle 10 Kasım 1938’den 14 Mayıs 1950’ye kadar ikincil bir siyasetçi pozisyonuna çekildi.
Dörtlü Takrir sonrası Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü’nün ayrılması CHP içindeki çatlak sesleri elbette dindirmedi. 1946 Seçimleri’nde çiçeği burnunda Demokrat Parti’nin beklenmedik başarısı, 12 Temmuz Beyannamesi ile İnönü’nün “tarafsız cumhurbaşkanı” pozisyonunda olduğunu ilan etti, ardından 35’ler Olayı ile 50’li yıllarda Kasım Gülek ile rekabete girecek (12 Mart döneminin başbakanı) Nihat Erim’in başbakanlıktan istifaya zorlanması, kurultaylar kadar parti içi rekabetlerin ne kadar büyük ve köklü olduğunun ispatı niteliğinde.
Ecevit İsmet Paşa’yı devirdi ama bizzat karşısına çıkmadı
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “En büyük zaferim en büyük yenilgimdir” diyen bir liderdi. Üstelik seçimlerden önce yaptığı konuşmalarda “Seçimin neticesi ne olursa kadere boyun eğeceğiz” diyen bir Milli Şef olarak sözün gereğini seçim gecesi yerine getirdi. 14 Mayıs 1950’de seçimi kaybettikten sonra eşine döndü, “Mevhibe Hanım, Çankaya’dan Ankara’ya otobüsle inmeye hazır mısınız?’‘ dedi. Salondakiler buz kesmişken sessizliği Mevhibe Hanım bozmuştu; ‘’Hazırız paşam.”
Bilinen aksine İsmet İnönü, 6-7 Mayıs 1972’de yapılan 3. Olağanüstü Kurultay’da Bülent Ecevit’e kaybetmedi. (Ecevit ve Baykal da kurultaylarda yenilmediler, yalnızca mevcut genel başkanlardan Altan Öymen kaybetti, o da daha önce kendisi istifa etmiş olan Baykal’a) 33 yıl 4 ay süren genel başkanlığında karşısına hiç aday çıkmadı ama kurultaylar hem farklı listelerin, farkı çevrelerin rekabetiyle geçti. Kendisi pozisyon alsa da bu itirazları hep değerli gördü.
Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden kısa süre sonra yapılan 8. Kurultay’da delegelerin tamamının oyunu alan İnönü’nün genel sekreter adayı Nihat Erim’di. Ama altı adayın yarıştığı kurultayda ilk turda çoğunluğu sağlayamayan Erim çekilince eski başbakan Şemsettin Günaltay’ın ardından üçüncü olan Kasım Gülek bir sonraki oylamada en çok oyu alarak genel sekreter seçildi ve dokuz yıl sürecek genel sekreterliğinde İnönü’yle hep karşı karşıya geldi ama örgütle delegeyle kurduğu destekle hep ayakta kaldı.
Demokrat Parti yıllarında çekişmeli CHP kurultayları
CHP’nin son başbakanı Şemsettin Günaltay, Lozan Üniversitesi’nden mezun olmakla birlikte Süleymaniye Cami’nde dinler tarihi müderrisliği yapmış dini bütün bir siyasetçiydi. İmam Hatip liselerinin atası kabul edilen Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilk İmam Hatip kursu onun başbakanlığı döneminde açılmıştı. Günaltay 1952’de tüzüğü değiştirmek amacıyla olağanüstü kurultay toplamak için uğraştı ama ihtiyaç duyduğu 200 delegenin imzasını bulamadı. Ama parti içindeki bu dağınıklık Demokrat Parti’nin hamleleriyle sonuçlandı ve 1953’te parti malları Hazine’ye devredildi. O günlerde dönemin başbakanı Adnan Menderes şöyle demektedir; “Halk Partisi’ni ikiye ayırmak ve onu öyle değerlendirmek zamanı geldiğine inanmaktayım. Parti merkezindeki bir avuç insan başka türlü hareket etmekte ve CHP’nin büyük kitlesi olan örgüt üyeleri başka türlü düşünmekte ve hareket etmektedir. Bunu belirtmekten büyük haz duymaktayım.”
CHP 10. Kurultayı’na bu moral bozukluğu ile gider. İnönü, Gülek’in gücünü kırmak için genel sekreterin genel yönetim kurulunca seçilmesini talep eder. Günaltay ile birlikte Gülek’ten sonra 1959’da genel sekreterlik yapacak İsmail Rüştü Aksal da İnönü’ye destek verir ama “Örgüte verilmiş bir hakkı geri almak güçtür” diyen Gülek, delegenin onayına mazhar olur ve İnönü’yü bir kez daha püskürtürken genel sekreterliğe, 860 oydan 709’unu alarak bir kez daha seçilir. Bu kurultayda tüzüğe, hukuk devleti, yargıç bağımsızlığı ve seçim güvenliği gibi kavramlar girer. 1954 Seçimlerinde CHP’nin yüzde 35’te kalması, bu başarısızlığa rağmen Kasım Gülek’in 11. Kurultay’da da genel sekreter kalması Nihat Erim’in bir kez daha İnönü desteğiyle isyan bayrağı açması sonucunu doğurur. Gülek sine-i milleti savunurken, Erim başında bulunduğu Halkçı gazetesinde Demokrat Parti ile normalleşmeyi savunur. Bu çıkış parti içinde büyük tepkiler doğurur kimileri Erim’i “Brütüs” ilan ederken kimileri “tasfiye” ister. Bu baskılara karşı Haysiyet Divanı Başkanı Şemsettin Günaltay, Erim’i korur ve ihracı engeller.
1956 yılının Haziran ayında toplanan kurultayda hedef yine Kasım Gülek’i devirmektir. Ancak seçim bölgesi Adana’da seçimi kazanamadığı için milletvekili olamayan Gülek, Anadolu’yu karış karış gezdiğinden genel sekreterliği korur, gücünü biraz kaybetse de Parti Meclisi’nde ağırlığını korumuştur. Fakat Meclis Grubu’yla artık köprüler atılmıştır, İnönü açık konuşur. Şefin, “Meclis grubunun meclis dışındaki bir teşekkülün emri altında tutulmasına karşıyız” sözlerinin muhatabı Kasım Gülek’tir.
“İlk Hedefler Beyannamesi” ile iktidara giden yola tank freni
Aynı ayın sonunda iktidarın basına yönelik baskıları partiyi yeniden birleştirir. İnönü, Gülek’in çizgisine döner ve “Adım adım mutlakiyete gidiyoruz. İktidarı destekleyenleri uyarmak isterim. Gidiş tehlikelidir, mesuliyetinizi biliniz”. CHP liderinin sözleri Demokratlarda hiçbir etki yaratmaz 4 Temmuz’da Sırrı Atalay ve Kamil Kırıkoğlu’nun da aralarında olduğu 4 CHP milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırılır. Ardından dokunulmazlığı kaldırılan Cumhuriyetçi Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı birkaç kez tutuklanır, serbest bırakılır.
Bu şartlar altında 1957 Seçimlerinden yaklaşık 50 gün önce toplanan 13. Kurultay’da bu kez kavga ve tartışma değil, birlik görüntüsü hakimdir. Hürriyet Andı okunur, delegeler Hürriyet Partisi lideri Lütfi Karaosmanoğlu’nu bağrına basar, seçimlerde işbirliği için Genel İdare Kurulu’na sınırsız bir yetki tanınır. Bu kurultay sonrası hazırlanan seçim bildirgesi “İki meclisli parlamento, Anayasa Mahkemesi, hayvan vergisini kaldırma, işçilere yıllık ücret izin hakkı, radyo ve üniversite özerkliği” gibi çok sayıda demokratik vaat içermektedir. CHP yine ikinci parti olsa da ilk kez muhalefetin toplam oyu Demokrat Parti’nin dört puan üzerine çıkmıştır.
Ocak 1959’da 14. Kurultayı’nı toplayan Cumhuriyet Halk Partisi’nde hedef artık iktidardır. Bu bağlamda “İlk Hedefler Beyannamesi” kabul edilir. Bir önceki seçimdeki demokratik vaatler ile birlikte “sosyal haklar, tarafsız cumhurbaşkanı, yargıç güvencesi” de bu beyannameye de konur. Parti Meclisi için kıyasıya bir seçim olur. Kasım Gülek, genel sekreterliği bir kez daha kazansa da Parti Meclisi’ndeki çoğunluğunu yitirir.
Hizipler ve kavgalı yıllar başlıyor
Turan Güneş, Bülent Ecevit, Kemal Satır, Muammer Aksoy, Kamil Kırıkoğlu gibi 60’lar ve 70’ler CHP’sinde kilit rolleri üstlenecek isimler Meclis’e girer. Tüzüğe eklenen 25. madde, PM’ye üçte iki çoğunlukla genel sekreteri değiştirme hakkı verir. Nihayet aynı yılın sonunda Gülek, Nüvit Yetkin hakkındaki küçültücü sözleri nedeniyle tüzüğün ilgili maddesiyle azil durumuyla karşı karşıya kalınca istifa eder.
Aralık 1962’de toplanan kurultayda bu kez topun ağzında Kasım Gülek, Nihat Erim, Turgut Göle ve Avni Doğan vardır. İnönü bu dört ismin de ihracını ister hatta (bunu yapmayacaksanız) “beni görevden affedin” diyerek aba altından sopa gösterir. Kurultay onu yeniden genel başkan seçerken “dörtleri” ihraç eder.
Kavga bir sonraki kurultayda daha da sertleşecek, partiyi “ortanın solu” çizgisine oturtmak isteyen isimlerden Milli Eğitim Bakanı İbrahim Öktem kurultayda daha sonra Milli Güven Partisi’ni kuracak, partinin cumhuriyetçi sağ kanadında yer alan Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları tarafından azledilmek istenecek ancak buna İsmet İnönü engel olacaktı.
Bu kavganın ikinci raundu 4. Olağanüstü Kurultay’da görülecekti. Ama ondan önce İsmet İnönü Hükümeti’ne kırmızı oy verilecek ve Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra 30 Ekim 1923’te ilk cumhuriyet hükümetini kuran ülkenin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 14 Şubat 1965’te bir daha başbakan olmamak üzere iktidardan düşecekti. Ama CHP’deki kavga daha yeni başlıyordu. Bu kavganın dinamikleri bugüne kadar varlığını bir şekilde sürdürmeye devam edecekti.
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Stüdyo recap’in kadrosu, deneyimli parlamento muhabiri Yıldız Yazıcıoğlu, politika muhabiri Hilmi Hacaloğu, editör Gözde Ocak ve dijital iletişim uzmanı Demet Şöhret’in bir araya geldiği 4 kişilik bir ekip.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@turkeyrecap.com
Sosyal medya hesaplarımız:
Youtube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap





