ADANA — Çukurova Deltası olağanüstü bir doğal güzelliğe sahip. Türkiye’nin Akdeniz kıyısında, Seyhan ve Ceyhan nehirleri arasında konumlanan bölge; göller, bataklıklar ve lagünlerle çevrili. Flamingo ve pelikanların da aralarında bulunduğu onlarca göçmen kuş türünün uğrak noktalarından biri.
Bölgenin kumsalları, ülkenin en geniş sahilleri arasında. Her yaz, Türkiye’deki en büyük caretta caretta ve yeşil deniz kaplumbağası popülasyonları yumurtlamak için bu kıyılara geliyor.
Ancak son yıllarda artan yabancı atık ithalatı bu ekosistemi giderek daha fazla tehdit ediyor; çünkü geri dönüşüm için gönderilen plastikler çoğunlukla kontrolsüzce doğaya bırakılıyor. Adeta yağmur gibi yağan plastik atıklar su yollarında birikip denize taşınıyor, ardından dalgalarla yeniden yerel kıyılara vuruyor.
Adanalıoğlu Sahili’nin ıssız manzarasında oturan 60 yaşındaki yöre sakini emekli Kenan Ülgen, “Eskiden burası sadece kumdu,” dedi. Sahilden, uzaktaki soda külü ve krom fabrikasına kadar her yer rengârenk atık yığınlarıyla kaplı. Bir kısmında Avrupa menşeli etiketler seçilse de atıkların büyük bölümü tanınmayacak kadar küçük parçalara ayrılmış. Havada ise keskin bir koku var.
“İnsanlar daha temiz yerler aramaya başladı,” sözlerini Turkey recap’e aktaran Ülgen, sadece birkaç yıl öncesine kadar bu plajların denize girenler ve piknik yapan ailelerle dolup taştığını anlatıyor. Oysa bugün Seyhan Nehri ve ona bağlı kanallar, Akdeniz’e saatte tahminen 5,3 milyar mikroplastik parçacık boşaltıyor.
Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Türkiye, Avrupa’nın plastik atıkları için başlıca varış noktası haline geldi ve kendisini sürdürülebilir atık yönetiminde öncü bir ülke olarak konumlandırdı. 2025 yılında Avrupa Birliği kaynaklı 503 bin ton plastik atık ithal ederek rekor seviyeye ulaştı. Kasım ayında yürürlüğe girecek AB Atık Sevkiyatı Tüzüğü’ndeki değişikliklerle birlikte bu miktarın daha da artması bekleniyor.
Bu kârlı yabancı atığın büyük bölümü, Adana’daki yaklaşık 200 geri dönüşüm tesisinden birine ulaşıyor. Bu tesislerde atıkların ayrıştırılması, parçalanması ve işlenmesi; ardından da genellikle sanayi üreticilerine satılmak üzere plastik granüllere dönüştürülmesi bekleniyor.
Ancak pek çok aktivist, bölge sakini ve bilim insanı Türkiye’nin bu geri dönüşüm hamlesine kuşkuyla yaklaşıyor. Denetim eksikliği ve kapasite yetersizliğine dikkat çekiyor; devasa miktarda plastik çöpün doğaya döküldüğünü, yakıldığını veya akarsulara boşaltıldığını, bunun da Çukurova Deltası’nda yıkıcı bir çevresel tahribata yol açtığını belirtiyor.

Yürürlüğe girecek AB düzenlemesi
Uzmanlar ve çevre aktivistleri, AB’nin revize edilen Atık Sevkiyatı Tüzüğü’nün Kasım 2026’da yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de atık bertarafına ilişkin sorunların daha da derinleşeceğinden endişe ediyor. Düzenleme, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatını yasaklayacak.
Bu durum, Avrupa’ya yakın bir OECD üyesi olan Türkiye’nin büyük olasılıkla çok daha fazla yabancı çöp ve atığı üstleneceği anlamına geliyor.
Yeni kurallar, bazı endişeleri gidermek adına ek denetimler getirecek. Bu doğrultuda Türkiye gibi ülkeler, sıkılaştırılmış bir “önceden bilgilendirilmiş onay” (PIC) sistemi aracılığıyla gelen tüm atık sevkiyatlarını açıkça kabul etmek zorunda kalacak.
Avrupalı ihracatçılar ayrıca, yurtdışındaki tesislerin AB’ye eşdeğer çevre standartlarını karşıladığını doğrulamak için bağımsız üçüncü taraf denetimlerini finanse etmek zorunda olacak. Buna ek olarak AB, atık yönetimini kurallara uygun şekilde yapmayan ülkelere yapılan ihracatı tamamen askıya alabilecek.
Greenpeace Türkiye sosyal ve ekonomik sistemler kampanya sorumlusu Berk Butan’a göre bu önlemler yeterli olmayacak.
“Küresel atık ticareti doğası gereği şeffaf değildir ve sistematik olarak yanlış sınıflandırılmaya açıktır,” sözlerini Turkey recap’e aktaran Butan ekliyor: “Tek sağlıklı çözüm, atık ithalatına koşulsuz ve kalıcı bir yasaktır.”
Uzmanlar, Turkey recap’e yaptıkları açıklamada geri dönüşümün mevcut plastik krizine ana çözüm olamayacağını belirtiyor. Bunun yerine, yüksek tüketimli ülkelerin plastik kullanımını azaltması ve atıklarını “ülke içinde” yönetme sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini savunuyorlar.
Environmental Investigation Agency’nin (EIA) kıdemli kampanya sorumlusu Lauren Weir, “Türkiye de dahil olmak üzere diğer ülkelere bu kadar fazla atık gönderilmesi, bu ülkelerin kendi plastik atıklarını çevreye uygun şekilde geri dönüştürme fırsatını da ortadan kaldırıyor,” dedi.
Avrupa Komisyonu’nun iklim ve çevre politikaları sözcüsü Anna-Kaisa Itkonen’in ofisi ise bu haber yayına hazırlanana kadar görüş taleplerimize yanıt vermedi.
Adana’nın atık sorunu
Adana’daki geri dönüşüm sektöründen kaynaklı kirliliği yaklaşık on yıldır takip eden Çukurova Üniversitesi’nden deniz biyoloğu Sedat Gündoğdu, kente dökülen muazzam miktardaki plastik atığın yerel su yollarını yüksek yoğunlukta mikroplastik ve diğer toksinlerle doldurduğunu belirtti.
Gündoğdu’ya göre hem Avrupa’dan gelen hem de yerli olan devasa miktardaki çöple başa çıkmakta zorlanan Adana’daki birçok geri dönüşüm tesisi, arıtılmamış atık suları rutin olarak doğrudan yerel kanallara deşarj ediyor.
Gündoğdu’nun çalışmaları, bu tesislerin hemen aşağısındaki suda mikroplastik yoğunluğunun, yukarısına kıyasla 132 kata kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Atık su analizleri, içinde sıklıkla tüketim ürünlerinden gelen plastiklerin bulunduğunu gösteriyor; parçacıkların biçimi ise bunların sıradan çöpten değil, büyük olasılıkla sanayi deşarjından geldiğine işaret ediyor.
“Bu kirli atık suyu kanallara boşaltıyorlar ve çiftçiler de bu kanalı sulama kaynağı olarak kullanıyor,” ifadelerini Turkey recap’e aktaran Gündoğdu ekliyor: “Gıda sistemine taşınan tüm bu kirliliği bir düşünün.”
Araştırması, bu suyla sulanan tarım toprağının çok daha yüksek düzeyde mikroplastik içerdiğini ortaya koydu. Bu durum, yerel tarım arazilerinin verimliliğini ciddi biçimde tehdit ediyor.
Zamanla bu toksik kimyasallar ürünlerin yenilebilir kısımlarında da birikebiliyor; böylece insanlara ve yaban hayatına ulaşabiliyor. Mikroplastik tüketimi ise kanser, kalp krizi, üreme sorunları ve daha birçok sağlık problemiyle ilişkilendiriliyor.
Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, atıkların büyük bir kısmının Adana’nın ilçelerinde ya da geri dönüşüm tesislerinin içinde yakıldığını belirtti. Aslan, bu tesislerden çıkan toksik dumanın çevre mahallelere yayıldığını ve bu bölgelerde solunum yolu hastalıkları ile kanser vakalarında artış görüldüğünü de sözlerine ekledi.
Aslan, “Bu geri dönüşüm mahallesinde yaşayan bir arkadaşımız, tesisler açıldıktan sonra kanser oldu,” dedi.
Türkiye’de son beş yılda plastik geri dönüşüm tesislerinde yaklaşık 200 yangın ihbarı yapıldı ve bunların 15 ila 20’si Adana’da gerçekleşti. Yerel çevre örgütleri, bu sıklığın münferit olaylardan çok, atık bertaraf yöntemine dair sistematik bir örüntüye işaret ettiğini iddia ediyor.
Seyhan ve Ceyhan nehirleri üzerinden Akdeniz’e taşınan plastik atık, toplam girişin yaklaşık onda birine karşılık geliyor. Karataş Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Celal Safsoylu’ya göre, komşu ülkelerden çöp taşıyan deniz akıntılarıyla birleşen bu kirlilik, yerel balık stoklarına ağır bir darbe vurdu.
“Birçok tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya,” sözlerini Turkey recap’e aktaran Safsoylu, çöplerin büyük bir kısmının deniz tabanında birikerek dip balıklarına büyük zarar verdiğine de dikkat çekiyor: “Bu durum özellikle gümüş balığı, kırmızı mercan ve dil balığı gibi türleri ciddi şekilde etkiliyor.”
Büyüyen atık dalgasıyla ve bunun sonucunda yaşanan gelir kaybıyla mücadele etmek amacıyla yakın zamanda belediye destekli bir programın hayata geçirildiğini belirten Safsoylu, bu kapsamda balıkçılara ağlarına takılan plastik atıklar için ödeme yapıldığına dikkat çekiyor.
Temel nedenler
Gündoğdu, yasa dışı plastik atık bertarafının kasıtlı olduğunu düşünüyor. Türkiye’deki birçok geri dönüşüm tesisi, daha kârlı Avrupa atıklarının akışı nedeniyle kapasitesinin üzerinde çalışıyor ve daha çevre dostu geri dönüşüm yöntemleri maliyetli. Daha sıkı prosedürlerin ise atık ithalatçılarının kârını azaltacağını belirtiyor.
“Kâr marjları yüzünden yerli kaynaklardan atık almayı bıraktılar,” diyen Gündoğdu, İngiltere dahil Avrupa’daki firmaların, bu ihracatlar geri dönüşüm kapsamında sübvanse edildiği için tüm nakliye ve gümrük masraflarını karşıladığını ifade ediyor.
EIA hukuk ve politika uzmanı Amy Youngman ise bu firmaların ödemelerini döviz üzerinden yaptığını ve Avrupa’dan gelen atığın daha temiz ve kolay işlenebilir kabul edildiğini ifade ediyor.
Güncel veriler, Türkiye’nin işleme kapasitesinin üstünde plastik atık ithal ettiğini gösteriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, ülkede şu anda plastik atık işleme kapasitesine sahip yaklaşık 1.263 tesis bulunuyor ve toplam geri dönüşüm hacmi 1,125 milyon tonu buluyor.
Aynı veriler, Türkiye’nin yıllık toplam plastik atık ithalatının yaklaşık 1,3 milyon tona ulaştığını gösteriyor; üstelik bu miktar, yurt içinde üretilen 3,3 milyon ton atığa ek olarak ülkeye giriyor.
Hükümet atık yükünü azaltmak için adımlar atıyor; bunların başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde 2017’de başlatılan Sıfır Atık Projesi geliyor. Yetkililer, bu girişimin başlamasından bu yana atık geri kazanım oranının yaklaşık üç kat artarak yüzde 37,5’e ulaştığını belirtiyor.

Yasa dışı plastik ticareti
Türkiye, artan atık girişinin yanı sıra plastik atıkların yasa dışı ticaretiyle mücadele etmekte de zorlanıyor.
Youngman, Turkey recap’e yaptığı değerlendirmede, “[Türk hükümeti], Adana bölgesindeki belirli toplulukları bir bakıma feda ediyor; bunu da kendisini tüm bu atığı kabul edebilen bir ülke olarak tanıtmak için yapıyor,” dedi.
Gümrük denetimleri genellikle ciddi biçimde kaynak yetersizliği çekiyor ve sevkiyatların yalnızca küçük bir kısmını inceliyor; ihracatçılar ise çoğu zaman sıradan, geri dönüştürülemez çöpü mevzuatı atlatmak için gizliyor.
Youngman, “Konteynerlerin ön kısmına temiz plastik atıkların yüklendiğini, arkasında ise karışık evsel atıkların yer aldığını görüyoruz. Burada kasıtlı bir usulsüzlük var,” dedi. Konteynerler tesadüfen açılmadıkça veya 'kirli bebek bezi gibi' kokmadıkça, Avrupa’dan gelen tonlarca geri dönüştürülemez atığın her yıl gözden kaçtığını ifade ediyor.
Geçtiğimiz ay İngiliz bir şirket; görünüşe göre Fransa menşeli çöpler, hijyen ürünleri ve bebek bezleri gibi evsel atıklarla kontamine olmuş plastik içerikli üç sevkiyatı Türkiye’ye yasa dışı yollarla ihraç etmeye çalışmaktan yargılandı. Şirketin resmi belgelerde, bu sevkiyatların “Yeşil Liste” atığı olarak da bilinen temiz plastik içerdiğini beyan ettiği belirlendi.
Mayıs ayında Adana’daki geri dönüşüm bölgesine yakın çeşitli döküm sahalarını ziyaret eden Turkey recap, yakılmış ya da su yollarına bırakılmış çeşitli kontamine plastik atıklar tespit etti. Bu atıkların yerel tesislerden mi kaynaklandığı yoksa ithal çöp mü olduğu ise belirlenemedi.
İletişim Başkanlığı’nın 2025 tarihli açıklamasına göre, ithal atıklar gümrükten tesise kadar titizlikle takip ediliyor. Açıklamada, Ocak 2021–Şubat 2025 döneminde atık bertaraf ve geri dönüşüm tesislerine yaklaşık 30 bin denetim yapıldığı; bu kapsamda 227 tesisin faaliyetinin durdurulduğu ve toplam 913 milyon TL idari para cezası uygulandığı belirtildi.
Yükselen plastik fiyatları
Türkiye, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesi öncesinde çevre politikalarını ön plana çıkarırken, İran savaşından kaynaklanan nakliye ve tedarik kısıtları plastik atık yönetiminin maliyet yapısını değiştiriyor.
Bu yıl yaşanan en dikkat çekici gelişmelerden biri, işlenmemiş plastik fiyatlarındaki sıçrayış oldu. Hürmüz Boğazı’nın kapanması; tamamı petrol ve doğal gazdan üretilen plastiğin üretimi, satışı ve taşınmasında ciddi sarsıntılara yol açtı. Bu durum, geri dönüştürülmüş plastiklerin ve alternatif malzemelerin daha elverişli ekonomik koşullardan yararlanabileceği yönünde beklentileri artırdı.
Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Ali Mendillioğlu, “Avrupa bakış açısını değiştirmeye başladı. Maliyetler nedeniyle, eskiden atık olarak görülen plastik artık hammadde olarak kabul ediliyor,” dedi.
Gündoğdu ise bu konuya daha şüpheci yaklaşıyor. Dünya çapındaki tüm plastik atıkların şimdiye kadar yalnızca yaklaşık %9’unun geri dönüştürülebildiğini; bunun da genellikle kullanım alanı sınırlı, daha zayıf ve düşük kaliteli malzemelere dönüştürüldüğünü savunuyor.
Gündoğdu ekliyor: “Avrupa’nın Türkiye’nin kendi döngüsel geri dönüşüm endüstrisini beslediğini iddia ettiklerini söylüyorlar. Ancak plastik geri dönüşüm aslında döngüsel bir süreç değil. Bu toksik bir iş. Plastiği geri dönüştürdüğünüzde, ortaya çıkan materyal orijinalinden bile daha toksik hale geliyor.”
Stüdyo recap, Turkey recap’in içinden doğdu. Stüdyo recap hızlı gelişen Türkiye haber döngüsünü anlamlandırmanıza yardımcı olmak için kurulan ve Türkçe içeriklere yer veren bağımsız ve okuyucu destekli bir haber platformudur.
Turkey recap ve Stüdyo recap; Turkey recap Medya Ajans Hizmet ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alıyor.
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin:
YouTube: @StüdyoRecap
İnstagram: @studyorecap
Twitter: @studyorecap
Tiktok: @stdyo.recap
LinkedIn: Stüdyo recap
Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle hazırlanan Türkiye’nin iklim yönetişimi odaklı rapor serisinin bir parçası olup, hiçbir şekilde Heinrich Böll Stiftung’un görüşlerini yansıtmaz.








